ABD yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başkanı Tomoko Akane ve kıdemli savcılardan birine yaptırım uygulama kararı aldı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun 18 Ağustos'ta yaptığı açıklamayla duyurulan yaptırımlar, Washington ile Lahey merkezli mahkeme arasındaki gerilimi yeni bir boyuta taşıdı. Karar, ABD'nin UCM'ye yönelik uzun süredir devam eden eleştirilerinin bir devamı niteliğinde. Özellikle, mahkemenin Amerikan vatandaşları hakkında soruşturma yürütme yetkisine karşı çıkan Washington yönetimi, bu adımla uluslararası hukuka yönelik baskısını artırmış oldu.
Gelişmenin Arka Planı
ABD, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne yönelik yaptırım kararlarını daha önce de gündeme getirmişti. 2020 yılında dönemin Başkanı Donald Trump, UCM savcılarının Afganistan ve Filistin'deki savaş suçları iddialarına ilişkin soruşturmalarını engellemek amacıyla mahkeme personeline vize kısıtlamaları ve ekonomik yaptırımlar uygulamıştı. Bu kez, Başkan Joe Biden yönetiminin de benzer bir yolu izlemesi dikkat çekiyor. Rubio yaptığı yazılı açıklamada, UCM'nin 'ABD ve müttefiklerine yönelik haksız ve meşruiyetten yoksun soruşturmalar yürüttüğünü' öne sürerek, yaptırımların bu davranışlara bir yanıt olduğunu belirtti. Açıklamada, mahkemenin 'uluslararası barış ve güvenliği tehdit ettiği' ifadelerine de yer verildi.
Yaptırımların hedefindeki isimlerden biri olan UCM Başkanı Tomoko Akane, Japonya'dan seçilen ilk başkan olarak 2021'de göreve gelmişti. Akane, mahkemenin bağımsızlığını savunmasıyla biliniyor ve ABD'nin baskılarına karşı dirençli bir duruş sergiliyor. Diğer hedef ise kıdemli savcı Blasko Puharic olarak açıklandı. Puharic, özellikle Doğu Avrupa ve Balkanlar'daki savaş suçları dosyalarında görev almış deneyimli bir savcı. Her iki isme de ABD'deki finansal varlıklarının dondurulması ve ABD'ye giriş yasağı getirilmesi öngörülüyor.
UCM cephesinden ise sert bir tepki geldi. Mahkeme, yaptırımların 'uluslararası adalete yönelik bir saldırı' olduğunu ve hukukun üstünlüğünü zayıflattığını savundu. UCM sözcüsü, 'Bu tür önlemler, dünya genelindeki soykırım ve savaş suçu mağdurlarının adalet arayışını engellemektedir' açıklamasını yaptı. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de ABD'nin kararını kınayan bildiriler yayımladı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, yaptırımların uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve mahkemenin işleyişini doğrudan tehdit ettiğini vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, yalnızca ABD ile UCM arasında bir kriz değil; küresel güç mücadelesinin de bir yansıması. UCM, özellikle son yıllarda Rusya'nın Ukrayna'da işlediği savaş suçlarına ilişkin soruşturmalar başlatmış ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında tutuklama emri çıkarmıştı. ABD, Putin'e yönelik bu adımı desteklerken, aynı zamanda mahkemenin kendi vatandaşları ve müttefikleri üzerindeki yetkisine karşı çıkıyor. Bu ikircikli tutum, Washington'un uluslararası hukuku selektif bir biçimde ele aldığı eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Özellikle İsrail ve Filistin meselesi, bu gerilimin merkezinde yer alıyor. UCM, 2021'de Filistin topraklarında işlenen savaş suçlarına ilişkin soruşturma yetkisini onaylamıştı. Bu karar, ABD ve İsrail tarafından sert biçimde reddedilmişti. Washington, İsrail'in meşru müdafaa hakkını kullandığını savunurken, UCM'nin 'taraflı' olduğunu iddia ediyor. Yaptırımların zamanlaması da bu bağlamda dikkat çekici: ABD, Gazze'deki son çatışmalara ilişkin UCM'nin İsrailli yetkililer hakkında soruşturma başlatabileceği yönündeki haberlerin ardından bu adımı attı.
Öte yandan, ABD'nin bu politikası, uluslararası toplumda da yankı buluyor. Çin ve Rusya, ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırımlarını 'uluslararası hukukun aşınması' olarak nitelendirirken, bazı Batılı müttefikler de Washington'un bu kararından rahatsızlık duyuyor. Özellikle Avrupa ülkeleri, UCM'yi güçlü bir biçimde destekliyor ve ABD'nin bu tutumunun transatlantik ittifakı zedeleyebileceği uyarısında bulunuyor. Fransa ve Almanya, yaptırımlara karşı ortak bir açıklama yaparak, mahkemenin bağımsızlığının korunması gerektiğini vurguladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye açısından öncelikle uluslararası hukukun tarafsızlığı ve gücü bağlamında önem taşıyor. Türkiye, UCM'ye taraf olmamakla birlikte, uluslararası yargı mekanizmalarının siyasi baskılardan bağımsız olması gerektiğini savunan bir ülke olarak öne çıkıyor. ABD'nin mahkemeye yaptırım uygulaması, uluslararası adaletin büyük güçlerin çıkarlarına göre şekillenebileceği endişesini güçlendiriyor. Türkiye'nin, özellikle Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki anlaşmazlıklarda uluslararası hukuk referanslarına sıkça başvurduğu düşünülürse, bu tür gelişmelerin Türk dış politikasında uluslararası hukuk vurgusunu artırabileceği değerlendiriliyor. Ayrıca, Türkiye'nin, üzerindeki yaptırım baskılarıyla mücadele ettiği bir dönemde, benzer uygulamaların küresel sistemde yaygınlaşması Ankara'nın itirazlarını haklı çıkarabilir.