ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığını, bölgeye üçüncü bir uçak gemisi konuşlandıracak şekilde genişletmesi, İran’a yönelik gerilimin daha da tırmanma riskini beraberinde getiriyor. Washington Institute araştırma direktörü Dana Stroul, Bloomberg This Weekend programında yaptığı değerlendirmede, bu yığınağın Başkan Donald Trump’ın seçeneklerini artırdığını, zira İran ile diplomasinin tıkandığını ve Washington’ın Husilere yönelik yaklaşımını tarttığını belirtti.
Askeri Yığınağın Arka Planı ve Washington’ın Stratejik İkilemi
ABD Donanması’nın bölgeye üçüncü bir uçak gemisi göndermesi, son yıllarda Orta Doğu’da görülen en kapsamlı askeri konuşlandırmalardan biri olarak kayda geçti. Halihazırda bölgede bulunan iki uçak gemisi grubuna ek olarak yapılan bu takviye, Washington’ın hem İran’a hem de İran destekli Yemen’deki Husi milislerine yönelik baskıyı artırma niyetini yansıtıyor. Stroul’a göre bu adım, Beyaz Saray’ın masasında askeri seçeneklerin canlı tutulduğunu gösteriyor; ancak aynı zamanda yanlış hesaplama riskini de büyütüyor.
İran ile nükleer anlaşmanın canlandırılmasına yönelik müzakereler aylardır askıda. Tahran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini ileri seviyelere taşırken, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimlerinde ciddi kısıtlamalar uyguluyor. Diplomatik kanalların kapalı kalması, askeri senaryoların öne çıkmasına neden oluyor. Stroul, “Diplomasi ilerlemediği sürece askeri yığınak kaçınılmaz olarak bir baskı aracı haline geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan Yemen’deki Husi saldırıları Kızıldeniz’deki ticaret yollarını tehdit etmeyi sürdürüyor. ABD ve müttefikleri, Husilerin İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırılarına karşılık olarak bir dizi hava operasyonu düzenledi. Ancak bu operasyonlar Husilerin kabiliyetlerini tamamen ortadan kaldırmadı. Washington, hem İran’ı hem de Husileri hedef alan daha geniş bir caydırıcılık stratejisi izliyor. Üçüncü uçak gemisinin varlığı, bu stratejinin somut bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Gerilimin Yansımaları
ABD’nin askeri yığınağı, yalnızca İran’ı değil, bölgedeki diğer aktörleri de etkiliyor. İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, İran’ın nükleer programına ve füze kapasitesine karşı ABD’nin daha sert bir tutum almasını destekliyor. Ancak bu ülkeler aynı zamanda geniş çaplı bir savaşın bölgesel istikrarı bozmasından endişe ediyor. Irak ve Suriye’deki İran yanlısı milisler, ABD güçlerine yönelik saldırılarını artırabilir. Nitekim son aylarda Irak ve Suriye’deki ABD üslerine yönelik insansız hava aracı ve roket saldırılarında artış gözlendi.
Küresel enerji piyasaları da bu gelişmelere duyarsız değil. Basra Körfezi’nde olası bir çatışma, dünya petrol arzının önemli bir kısmını sekteye uğratabilir. Brent petrol fiyatları, Orta Doğu’daki her gerilim artışında yukarı yönlü hareket ediyor. Analistler, üçüncü uçak gemisinin konuşlandırılmasının piyasalarda risk primini yükselttiğini belirtiyor. Ayrıca, Kızıldeniz’deki Husi saldırıları nedeniyle birçok deniz taşımacılığı şirketi rotasını Afrika’nın güneyine kaydırmış durumda; bu da küresel tedarik zincirlerinde maliyetleri artırıyor.
NATO ve Avrupa ülkeleri, ABD’nin İran’a yönelik politikasını dikkatle izliyor. Avrupa Birliği, diplomatik çözüm çağrılarını yinelerken, İran’ın nükleer programına ilişkin endişelerini de dile getiriyor. Ancak transatlantik ilişkilerdeki mevcut gerilimler, ortak bir strateji oluşturulmasını zorlaştırıyor. Rusya ve Çin ise ABD’nin askeri yığınağını bölgesel istikrarsızlık olarak nitelendiriyor ve İran’a yönelik tek taraflı baskıyı eleştiriyor.
Uzmanlar, ABD’nin üçüncü uçak gemisini konuşlandırmasının caydırıcılık amacı taşıdığını, ancak İran’ın buna askeri tatbikatlar veya vekil güçler aracılığıyla karşılık verme olasılığının yüksek olduğunu vurguluyor. Stroul, “Her iki taraf da geri adım atmakta zorlanıyor; yanlış iletişim veya beklenmedik bir olay savaşa yol açabilir” uyarısında bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin Orta Doğu’daki askeri yığınağı, Türkiye’nin güvenlik ve enerji çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran ile komşu olup, enerji ithalatında İran’a bağımlılığı bulunuyor. Olası bir çatışma, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini tehlikeye atabilir ve bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebilir. Ayrıca, Irak ve Suriye’deki istikrarsızlık, Türkiye’nin sınır güvenliği ve PKK/YPG ile mücadelesini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, diplomasiye öncelik verilmesi ve gerilimin düşürülmesi çağrısında bulunuyor. Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde Boğazlar’daki askeri hareketlilik de dikkatle izleniyor. Ankara, hem ABD hem de İran ile diyalog kanallarını açık tutarak denge politikası izlemeye çalışıyor.