Avustralya Savunma Bakanlığı'nın Salı günü yaptığı açıklamaya göre, ABD Deniz Kuvvetleri'ne ait USS Abraham Lincoln (CVN-72) uçak gemisi, Güney Çin Denizi'nde Avustralya Kraliyet Donanması'na bağlı iki firkateyn ile ortak operasyon icra etti. HMAS Perth (FFH157) ve HMAS Stuart (FFH153) firkateynleri, Abraham Lincoln Uçak Gemisi Grev Grubu'nun Güney Çin Denizi geçişi sırasında gruba destek sağladı. Bu operasyon, ABD ile Avustralya arasındaki askeri iş birliğinin ve Hint-Pasifik bölgesindeki ortak güvenlik taahhütlerinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
USS Abraham Lincoln, Nimitz sınıfı bir uçak gemisi olup, ABD Deniz Kuvvetleri'nin en büyük ve en gelişmiş savaş platformlarından biridir. Geminin görev grubu, genellikle bir uçak gemisi, birkaç kruvazör, destroyer ve denizaltından oluşur. Avustralya firkateynlerinin bu gruba eşlik etmesi, iki ülke arasında uzun süredir devam eden müttefiklik ilişkisinin bir parçasıdır. Avustralya ve ABD, 1951'de imzalanan ANZUS Antlaşması çerçevesinde müttefik olup, düzenli olarak ortak tatbikatlar ve operasyonlar düzenlemektedir.
Güney Çin Denizi, son yıllarda bölgesel gerilimin arttığı bir bölge olarak öne çıkıyor. Çin, bölgenin büyük bir kısmında egemenlik iddia ederken, Tayvan, Vietnam, Filipinler, Malezya ve Brunei gibi ülkeler de çeşitli ada ve resifler üzerinde hak iddia ediyor. ABD, uluslararası hukuka uygun olarak seyrüsefer serbestisi sağlamak amacıyla bölgede düzenli olarak "serbestlik operasyonları" (freedom of navigation operations) düzenliyor. Avustralya da bu operasyonlara zaman zaman katılarak, kurallara dayalı uluslararası düzeni desteklediğini gösteriyor.
Avustralya Savunma Bakanlığı'nın açıklamasında, ortak geçişin Güney Çin Denizi'nde gerçekleştiği belirtildi ancak operasyonun tam tarihi ve süresi hakkında detay verilmedi. HMAS Perth ve HMAS Stuart, Avustralya'nın Anzac sınıfı firkateynleri olup, deniz güvenliği, koruma görevleri ve insani yardım operasyonlarında kullanılmaktadır. Bu gemiler, daha önce de çeşitli uluslararası tatbikatlarda görev almıştı.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Bu ortak operasyon, Hint-Pasifik bölgesindeki güç dengeleri açısından önemli bir mesaj içeriyor. ABD ve Avustralya, Çin'in bölgedeki artan etkisine karşı ortak bir duruş sergileyerek, müttefiklik bağlarını güçlendiriyor. Son yıllarda ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya'dan oluşan Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) da bölgede aktif olarak iş birliği yapıyor. Bu tür operasyonlar, Çin tarafından provokasyon olarak algılanabiliyor ve bölgesel gerilimi artırabiliyor.
Güney Çin Denizi, küresel ticaretin yaklaşık üçte birinin geçtiği kritik bir su yolu olma özelliği taşıyor. Bu nedenle bölgedeki istikrar, sadece kıyı ülkeleri için değil, tüm dünya ekonomisi için hayati önemde. ABD ve müttefiklerinin bu sularda varlık göstermesi, uluslararası hukukun ve seyrüsefer serbestisinin korunması açısından kritik görülüyor. Ancak Çin, bu tür operasyonları kendi egemenlik haklarına müdahale olarak nitelendiriyor ve karşı hamlelerde bulunabiliyor.
Avustralya'nın bu operasyona katılımı, ülkenin savunma stratejisinde Asya-Pasifik'e verdiği önemi gösteriyor. Avustralya, son yıllarda savunma bütçesini artırarak ve ABD ile daha yakın iş birliği yaparak bölgesel güvenlik mimarisinde daha aktif rol almaya başladı. AUKUS (Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD) anlaşması çerçevesinde Avustralya'ya nükleer denizaltı teknolojisi transferi de bu stratejinin bir parçası.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Çin Denizi'ndeki bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel güç dengeleri ve uluslararası hukuk açısından dolaylı etkiler taşıyor. Türkiye, benzer şekilde Doğu Akdeniz ve Ege'de deniz yetki alanları konusunda uluslararası hukuka dayalı politikalar izliyor. ABD ve müttefiklerinin Güney Çin Denizi'nde seyrüsefer serbestisi vurgusu, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki pozisyonunu destekler nitelikte. Ayrıca, Türkiye'nin Asya-Pasifik bölgesiyle ticari ilişkileri ve savunma sanayii iş birlikleri (örneğin Endonezya, Malezya ile) göz önüne alındığında, bölgedeki istikrar Türkiye'nin ekonomik çıkarları için de önem arz ediyor. Bu tür gelişmeler, Türkiye'nin çok kutuplu dünya düzeninde denge politikası izlemesini gerektiriyor.