ABD Donanması'nın nükleer enerjili uçak gemisi USS Abraham Lincoln, kesintisiz 286 gün süren denizdeki görevinin ardından 2 Eylül Çarşamba günü Tayland'ın doğu kıyısındaki Laem Chabang limanına yanaştı. Bu süre, Soğuk Savaş sonrasında bir Amerikan uçak gemisinin en uzun konuşlanma dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Gemi, Orta Doğu'daki uzun süreli konuşlanmasının ardından Tayland'da liman ziyareti gerçekleştirdi. Yetkililer, mürettebatın moral ve psikolojik durumunu korumak için bu tür ziyaretlerin önemine dikkat çekiyor. Reuters'ın haberine göre, geminin gelişi sırasında Tayland makamları tarafından gerekli sağlık ve güvenlik protokolleri uygulandı. Abraham Lincoln'ün bu ziyareti, ABD'nin Hint-Pasifik bölgesindeki askeri varlığının ve müttefikleriyle iş birliğinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
286 günlük tarihi görev süresi
USS Abraham Lincoln'ün bu son konuşlanması, 2024 yılının başlarında başladı. Gemi, Virginia'daki Norfolk Donanma Üssü'nden ayrıldıktan sonra Akdeniz üzerinden Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ne intikal etti. Orta Doğu'da özellikle Husi isyancıların ticari gemilere yönelik saldırılarına karşı uluslararası deniz güvenliğini sağlamak amacıyla görev yaptı. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) bünyesinde yürütülen operasyonlara katılan gemi, hava saldırıları ve füze savunma faaliyetlerinde kritik rol oynadı. 286 gün denizde kalması, planlanan normal konuşlanma süresinin (genellikle 6-7 ay) çok üzerinde oldu ve geminin bakım ihtiyaçlarını artırdı. Donanma yetkilileri, mürettebatın yaklaşık 5 bin kişiden oluştuğunu ve bu uzun süre boyunca psikolojik dayanıklılığı korumak için özel programlar uygulandığını belirtti. Geminin komutanı Kaptan Michael McCartney, yaptığı açıklamada mürettebatın performansından gurur duyduğunu ifade etti. Tayland'daki liman ziyareti, mürettebatın dinlenmesi ve geminin teknik bakımlarının yapılması için planlandı. Ziyaret sırasında gemiyi ziyaret eden ABD'nin Bangkok Büyükelçisi Robert Godec, Tayland ile savunma iş birliğinin önemine vurgu yaptı.
Orta Doğu'daki gerilim ve küresel deniz güvenliği
Abraham Lincoln'ün görev süresi boyunca Orta Doğu'da tansiyon yüksekti. İsrail-Hamas çatışmalarının ardından bölgede istikrarsızlık artarken, Husi isyancıların Kızıldeniz'deki saldırıları küresel ticaret rotalarını tehdit etti. ABD, bu tehditlere karşı 'Refah Muhafızı' operasyonu gibi girişimlerle müttefikleriyle koordineli şekilde hareket etti. Abraham Lincoln'ün varlığı, ABD'nin caydırıcılık politikasının kilit unsuru oldu. Uzmanlar, bu tür uzun süreli konuşlanmaların ABD donanmasının lojistik kapasitesi ve mürettebat sağlığı üzerinde ciddi zorluklar yarattığını belirtiyor. Özellikle kadırga personelinde tükenmişlik sendromu ve ailelerinden uzak kalmanın yarattığı sorunlar, askeri otoritelerin gündeminde. Öte yandan, bu gelişme ABD'nin Hint-Pasifik bölgesindeki angajmanını da artırdı. Tayland'ın stratejik konumu, ABD'nin Çin'e karşı denge politikasında önemli bir unsurdur. Tayland, ABD'nin 'ana müttefik dışı' statüsü verdiği ülkelerden biri olmasa da, askeri iş birliği alanında uzun süredir ortaklık yürütüyor. Tayland Kraliyet Donanması ile Amerikan Deniz Kuvvetleri arasında 'Çelik Kaplan' gibi tatbikatlar düzenleniyor. Bu ziyaret, iki ülke arasındaki savunma iş birliğini pekiştiren sinyaller olarak görülüyor. Bölgedeki diğer ülkelerin tepkileri ise karmaşık; Çin, Tayland'la ekonomik bağlarını güçlendirirken, askeri açıdan ABD ile denge kurmaya çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
USS Abraham Lincoln'ün Tayland ziyareti doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, bölgesel ve küresel güvenlik dinamikleri açısından dolaylı etkiler içeriyor. ABD'nin Orta Doğu'daki uzun süreli deniz varlığı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji ve deniz güvenliği politikalarıyla bağlantılı bir güç gösterimi olarak okunabilir. Özellikle ABD'nin Doğu Akdeniz'deki filo hareketliliği, Türkiye'nin KKTC ve Libya ile yürüttüğü deniz yetki alanları tartışmalarında etkili olabiliyor. Ayrıca, ABD uçak gemisinin Hint-Pasifik'e kayması, Türkiye'nin NATO içindeki stratejik değerini artırabilir; bu durum, F-35 programın yeniden başlaması gibi konularda pazarlık gücünü yükseltebilir. Küresel deniz ticaretinin güvenliği konusunda Türkiye, Kızıldeniz'deki Husi tehditlerine karşı ticari filosunu korumak için önlemler alıyor. Bu nedenle, ABD ve koalisyonun deniz güvenliği operasyonları, Türk ihracatının güvenliği açısından önem taşıyor. Sonuç olarak, Türkiye bu gelişmeleri yakından izlemeli ve deniz güvenliği politikalarını gözden geçirmelidir.