ABD’de uçak biletlerinin pahalılaşması ve akaryakıt fiyatlarının yüksek seyretmesiyle birlikte, giderek daha fazla Amerikalı seyahat için treni tercih etmeye başladı. Ancak karşılaştıkları manzara, Asya ve Avrupa’daki hızlı ve modern demir yolu ağlarından oldukça farklı: Yolcu trenleri, büyük ölçüde yük taşımacılığına öncelik veren bir sistemin içinde sıkışıp kalmış durumda. Peki ABD, demir yolu yolculuğunda neden bu kadar geride kaldı?
Gelişmenin arka planı: Altyapı ve yatırım sorunu
ABD’nin demir yolu ağı, 19. yüzyılda kıtayı birbirine bağlamak için inşa edilmiş olsa da, 20. yüzyılın ortalarından itibaren otomobil ve havayolu taşımacılığına öncelik verilmesiyle ihmal edildi. Günümüzde ABD’deki demir yolu hatlarının büyük çoğunluğu özel yük şirketlerine ait ve bu şirketler, kendi yük trenlerine öncelik tanıyor. Amtrak gibi yolcu treni işletmecileri, bu hatları kullanmak için yük şirketlerine kira ödüyor ve programlarını onların yoğunluk durumuna göre ayarlamak zorunda kalıyor.
Bu durum, yolcu trenlerinin sık sık gecikmesine ve sefer sıklığının sınırlı kalmasına yol açıyor. Örneğin, New York ile Chicago arasındaki 1.300 kilometrelik mesafeyi kat etmek, en hızlı trenle bile 18 saatten fazla sürüyor. Oysa Fransa veya Japonya’da benzer mesafeler yüksek hızlı trenlerle üç saatte aşılabiliyor. ABD’de yüksek hızlı tren projeleri ise büyük ölçüde siyasi engellere, yüksek maliyetlere ve arazi edinme sorunlarına takılıyor. Kaliforniya’da 2008’de başlatılan yüksek hızlı tren projesi, onlarca yıl süren gecikmeler ve bütçe aşımlarıyla mücadele ediyor.
Bölgesel veya küresel boyut: Neden ABD farklı?
Avrupa ve Asya’da demir yolu taşımacılığı, yıllardır süren kamu yatırımları ve entegre planlamanın sonucu olarak gelişti. Avrupa Birliği, sınır ötesi demir yolu hatlarını standartlaştırarak ve sübvansiyonlarla destekleyerek kıta genelinde hızlı tren ağları oluşturdu. Japonya’da Shinkansen, 1964’ten bu yana sürekli yenilenerek dakiklik ve hız konusunda dünya standardı haline geldi. Çin ise son 20 yılda 40.000 kilometreyi aşan yüksek hızlı demir yolu ağı inşa ederek bu alanda küresel lider oldu.
ABD’de ise demir yolu yatırımları siyasi kutuplaşma ve eyaletler arası rekabet nedeniyle sürekli erteleniyor. Ayrıca, Amerikalıların otomobile olan bağımlılığı ve şehirlerin yayılmacı yapısı, tren istasyonlarının şehir merkezlerine uzak kalmasına neden oluyor. Bununla birlikte, son yıllarda çevre bilincinin artması ve federal hükümetin altyapı yatırımlarına yönelmesiyle birlikte, demir yolu taşımacılığına olan ilgi yeniden canlanıyor. Biden yönetiminin 2021’de kabul ettiği Altyapı Yasası, demir yolu projelerine milyarlarca dolar ayırdı, ancak bu fonların mevcut sorunları çözmeye yetip yetmeyeceği belirsiz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin demir yolu alanındaki zorlukları, Türkiye’nin son yıllarda YHT (Yüksek Hızlı Tren) yatırımlarıyla elde ettiği başarıyı daha da belirgin kılıyor. Türkiye, Ankara-İstanbul, Ankara-Konya gibi hatlarla hızlı tren ağını genişletirken, ABD hâlâ tek bir yüksek hızlı hatta sahip değil. Bu karşılaştırma, Türkiye’yi Asya ile Avrupa arasında bir lojistik köprü haline getirme hedefi açısından önemli: Demir yolu altyapısına yapılan yatırımlar, sadece iç ulaşımı değil, aynı zamanda bölgesel ticaret ve turizm potansiyelini de artırıyor. ABD’nin deneyimi, büyük ölçekli projelerin siyasi irade ve sürekli fonlama gerektirdiğini, ancak aynı zamanda mevcut sistemin eksikliklerinin kısa vadede giderilemeyeceğini gösteriyor.