ABD Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Bürosu'nda 2018-2025 yılları arasında program danışmanı olarak görev yapan bir yetkili, Doğu Afrika'da yıllık yaklaşık 80 milyon dolar değerinde 20 projeyi denetlediğini belirterek, ABD'nin terörle mücadele harcamalarının etkinliğinin nasıl değerlendirildiğine dair çarpıcı bir analiz sundu. Sekiz yıl boyunca Amerikan terörle mücadele parasının işe yarayıp yaramadığına karar verilmesine yardımcı olduğunu ifade eden yetkili, bu fonların hiçbirinin belirli bir değerlendirme sürecinden geçmeden hareket etmediğini vurguladı. Ancak söz konusu değerlendirme sürecinin ciddi bir boşluk içerdiğini ve bunun ABD'nin küresel terörle mücadele stratejisinin etkinliğini sorgulatması gerektiğini belirtti.
Değerlendirme Boşluğunun Arka Planı
ABD'nin terörle mücadele finansmanı, 11 Eylül saldırılarının ardından hızla genişleyen bir alan haline geldi. Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Bürosu, yalnızca Doğu Afrika'da değil, Sahel, Orta Doğu ve Güney Asya gibi kritik bölgelerde de güvenlik güçlerinin kapasitesini artırmak, sınır güvenliğini güçlendirmek ve radikalleşmeyle mücadele programlarını finanse etmek için milyarlarca dolar harcadı. Ancak bu harcamaların somut güvenlik çıktılarına dönüşüp dönüşmediği, yıllardır denetim kurumlarının ve bağımsız uzmanların gündeminde. Program danışmanının aktardığı bilgiler, her projenin belirli bir onay sürecinden geçtiğini, fakat bu sürecin çoğunlukla niceliksel göstergelere dayandığını ve uzun vadeli etki analizini ihmal ettiğini ortaya koyuyor.
Doğu Afrika'daki 80 milyon dolarlık yıllık portföy, Somali'deki El-Şebab ile mücadeleden Kenya ve Etiyopya'daki sınır güvenliği programlarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyordu. Bu projelerin çoğu, yerel güvenlik güçlerine eğitim, ekipman ve istihbarat desteği sağlanmasını içeriyordu. Ancak yetkilinin ifadelerine göre, bu programların terör örgütlerinin kapasitesini ne ölçüde azalttığına dair bağımsız ve tarafsız bir değerlendirme mekanizması büyük ölçüde eksikti. Projelerin başarısı, çoğunlukla eğitilen personel sayısı veya dağıtılan ekipman miktarı gibi çıktı göstergeleriyle ölçülüyordu. Oysa asıl sorulması gereken soru, bu kapasitenin sahada ne kadar kalıcı ve etkili olduğuydu.
Bu değerlendirme boşluğu, yalnızca kaynak israfı riskini değil, aynı zamanda stratejik yanlış yönlendirme riskini de beraberinde getiriyor. Yanlış ölçülen bir program, gelecekteki bütçe tahsislerinde haksız bir şekilde önceliklendirilebilir veya etkisiz bir yaklaşım yıllarca sürdürülebilir. ABD Kongresi'nin denetim organları, özellikle son yıllarda, terörle mücadele fonlarının etkinliğine dair daha fazla kanıt talep ediyor. Ancak bürokratik atalet ve siyasi hassasiyetler, kapsamlı bir etki değerlendirmesi yapılmasını zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin terörle mücadele harcamalarındaki değerlendirme sorunu, yalnızca Amerikan iç denetimiyle sınırlı değil. Bu fonlar, Afrika Boynuzu'ndan Sahel'e kadar geniş bir coğrafyada güvenlik dinamiklerini doğrudan etkiliyor. Örneğin Somali'de El-Şebab'a karşı yürütülen operasyonlarda Amerikan desteği kritik bir rol oynarken, bu desteğin etkinliği sorgulandığında yerel müttefiklerin kapasitesi de tartışmaya açılıyor. Benzer şekilde, Nijer ve Mali'deki askeri darbelerin ardından ABD'nin terörle mücadele programlarının akıbeti belirsizliğini koruyor. Bu belirsizlik, bölgesel güvenlik mimarisinde Rusya ve Çin gibi aktörlerin etkisini artırmasına zemin hazırlıyor.
Küresel ölçekte ise, terörle mücadelede etkinlik tartışması, Batı'nın güvenlik yardımlarının meşruiyetini de etkiliyor. Şeffaf ve ölçülebilir sonuçlar üretmeyen programlar, hem ev sahibi ülkelerde hem de uluslararası kamuoyunda güven kaybına yol açabiliyor. Ayrıca, terörizmin doğası gereği sürekli evrilen bir tehdit olması, statik değerlendirme yöntemlerini yetersiz kılıyor. Uzmanlar, yapay zeka destekli veri analitiği, bağımsız saha araştırmaları ve uzun vadeli izleme mekanizmalarının bu boşluğu kapatabileceğini belirtiyor. Ancak bu tür yeniliklerin hayata geçirilmesi, kurumsal direnç ve bütçe kısıtları nedeniyle yavaş ilerliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır terörle mücadelede hem ulusal hem de bölgesel düzeyde kritik bir aktör konumunda. ABD'nin terörle mücadele fonlarının etkinliğini sorgulayan bu analiz, Türkiye'nin kendi güvenlik yardımları ve savunma sanayii ihracatı için de dersler içeriyor. Ankara, özellikle Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz'de yürüttüğü operasyonlarda sahada somut sonuçlar elde etmeye odaklanırken, uluslararası iş birliklerinde şeffaflık ve hesap verebilirlik çağrılarını güçlendirebilir. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki terörle mücadele programlarının etkinliğindeki zafiyet, Türkiye'nin kendi kapasitesini öne çıkarması ve bölgesel güvenlik mimarisinde daha bağımsız hareket etmesi için bir fırsat penceresi sunuyor. Bu durum, Türkiye'nin Afrika Boynuzu ve Sahel'deki artan diplomatik ve ekonomik açılımlarıyla da örtüşüyor.