ABD Temsilciler Meclisi, Demokratların ve bazı Cumhuriyetçilerin desteğiyle, Başkan Donald Trump’ın İran’a karşı askeri güç kullanma yetkisini sınırlayan bir tasarıyı kabul etti. Başkanlık Savaş Yetkilerini Sınırlama Kararı, Trump yönetiminin İran’la olası bir askeri çatışmaya girmeden önce Kongre’den onay almasını zorunlu kılmayı amaçlıyor. Oylama 220-204 sonuçlandı. Tasarı, Meclis Başkanı Mike Johnson’ın muhalefetine rağmen geçti; Johnson, tasarının ABD’nin ulusal güvenliğini zayıflatacağını savunmuştu. Kabul edilen metin, 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nı esas alıyor ve başkanın İran’a yönelik herhangi bir askeri operasyon için önceden Kongre onayı almasını şart koşuyor. Ancak tasarının Senato’da da onaylanması gerekiyor ve burada Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olması nedeniyle zorlu bir süreç bekleniyor.
Tasarının Arka Planı ve Kongre’deki Tartışmalar
Tasarı, özellikle Ocak 2020’de ABD’nin İranlı general Kasım Süleymani’yi öldürmesinin ardından tırmanan gerilim sonrası gündeme geldi. Demokratlar, başkanın tek taraflı askeri müdahale yetkisinin sınırlandırılması gerektiğini savunurken, Cumhuriyetçiler tasarının ABD düşmanlarına zafiyet sinyali vereceğini iddia ediyor. Oylamada 8 Cumhuriyetçi, Demokratlarla birlikte ‘evet’ oyu kullandı. Ancak Meclis Başkanı Mike Johnson, tasarının geçmesini engellemek için elinden geleni yaptı. Johnson, ayrıca Trump’ın kendisine muhalefet eden Cumhuriyetçilere yönelik ‘intikam turu’ olarak nitelendirilen baskısıyla da karşı karşıya. Söz konusu baskı, özellikle tasarıya destek veren Cumhuriyetçilerin partiden ihraç edilmesi veya komite görevlerinin ellerinden alınmasıyla sonuçlanabilir. Bu nedenle, oylamaya katılım oranı da düşük kaldı; birçok Cumhuriyetçi üye, tasarıyı bloke etmek için yeterli çoğunluğu sağlayamadı.
Demokrat Parti lideri Hakeem Jeffries, oylama sonrası yaptığı açıklamada, “Bu oylama, başkanın sınırsız savaş yetkisi iddiasına karşı Kongre’nin anayasal sorumluluğunu hatırlatıyor. Hiçbir başkan, ulusu tek başına savaşa sürükleyemez” dedi. Tasarının Senato’daki akıbeti ise belirsiz. Cumhuriyetçilerin 53-47 çoğunluğa sahip olduğu Senato’da, benzer bir tasarı daha önce reddedilmişti. Ancak son İran gerilimi, bazı Cumhuriyetçi senatörlerin tutumlarını değiştirmesine neden olabilir.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Tasarının kabulü, uluslararası kamuoyunda da yankı buldu. İran yönetimi, oylamayı “ABD içindeki sağduyunun zaferi” olarak nitelendirdi. Tahran, ABD’nin askeri müdahale tehdidinin azalmasının, bölgede gerilimi düşürebileceğini belirtti. Öte yandan İsrail ve Suudi Arabistan gibi ABD müttefikleri, Kongre’nin başkanın yetkilerini sınırlamasının Ortadoğu’daki caydırıcılığı zayıflatacağı endişesini taşıyor. Avrupa Birliği ise oylamayı “diplomatik çözümlerin önünü açacak olumlu bir adım” olarak değerlendirdi. Tasarı, aynı zamanda ABD’nin İran’a karşı uyguladığı maksimum baskı politikasının Kongre tarafından sorgulanmaya başlandığının bir işareti olarak görülüyor. Trump yönetimi, nükleer anlaşmadan çekilmenin ardından İran’a yönelik yaptırımları artırmış ve askeri güç kullanma tehdidini sıkça dile getirmişti. Ancak son dönemde İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla ABD hedeflerine saldırıları, yeni bir krize yol açma potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri müdahalesinin sınırlanması, Türkiye’nin güvenlik çıkarları açısından olumlu bir gelişmedir. Türkiye, İran’la komşu olması nedeniyle bölgede çatışma riskinin artmasından doğrudan etkilenebilecek bir ülkedir. Olası bir savaş, Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit edebilir, mülteci akınlarına yol açabilir ve bölgesel istikrarı bozabilir. Ayrıca, Türkiye’nin enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşıladığı İran’la ticari ilişkileri de olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle, ABD Kongresi’nin başkanın savaş yetkisini sınırlaması, Ankara’nın diplomatik çözüm ve istikrar çağrılarıyla örtüşmektedir. Bununla birlikte, Türkiye, ABD’nin İran politikasındaki olası bir yumuşamanın, Suriye ve Irak’taki dengeleri değiştirebileceğini ve PKK/YPG gibi terör örgütleriyle mücadelesini etkileyebileceğini göz önünde bulundurmalıdır.