ABD ile Suudi Arabistan arasında müzakereleri süren sivil nükleer enerji anlaşması, İsrail'de ciddi kaygılara yol açtı. Anlaşmanın, Suudi Arabistan'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine izin vermesi halinde Ortadoğu'da nükleer silahlanma yarışını tetikleyebileceği belirtiliyor. İsrailli bir bakan anlaşmayı küçümsemeye çalışsa da, eleştirmenler anlaşmanın bölgedeki diğer ülkeleri de nükleer program geliştirmeye teşvik edebileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ile Suudi Arabistan arasında yürütülen nükleer işbirliği müzakereleri, Biden yönetiminin Riyad'la stratejik ilişkileri güçlendirme çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Anlaşma kapsamında Suudi Arabistan'ın, ABD teknolojisi ve denetiminde sivil nükleer enerji santralleri kurması öngörülüyor. Ancak tartışmaların odağında, Riyad'ın uranyumu zenginleştirme ve kullanılmış yakıtı yeniden işleme hakkı bulunuyor. Suudi Arabistan, bu hakka sahip olmak istediğini belirtirken, ABD ve İsrail, bu tür faaliyetlerin nükleer silah üretimine giden yolu açabileceği endişesini taşıyor.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu hükümeti, anlaşmaya karşı çıkmakla birlikte, ABD'yle olan stratejik ittifakı nedeniyle kamuoyu önünde doğrudan reddetmekten kaçınıyor. İsrail Enerji Bakanı Israel Katz, yaptığı açıklamada, anlaşmanın İsrail'in güvenliğini tehdit etmediğini savunsa da, eski askeri ve istihbarat yetkilileri bu görüşe katılmıyor. Özellikle Mossad eski başkanı Tamir Pardo, Suudi Arabistan'ın nükleer programının bölgede domino etkisi yaratacağı uyarısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suudi Arabistan'ın sivil nükleer enerji programı, Vizyon 2030 kapsamında ekonomisini çeşitlendirme hedefinin bir parçası. Ülke, enerji ihtiyacının artması ve petrol gelirlerine bağımlılığı azaltma amacıyla nükleer enerjiye yöneliyor. Ancak Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın, İran'ın nükleer programına karşılık Suudi Arabistan'ın da nükleer silah geliştirebileceğine dair geçmişte yaptığı açıklamalar, endişeleri besliyor.
Bölgedeki diğer aktörler de gelişmeyi yakından izliyor. Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye gibi ülkeler, halihazırda sivil nükleer programlar yürütüyor. Suudi Arabistan'ın uranyum zenginleştirme hakkı elde etmesi, bu ülkelerin de benzer taleplerde bulunmasına yol açabilir. Bu durum, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) rejimini zayıflatabilir ve bölgede kontrolden çıkabilecek bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. ABD yönetimi, Suudi Arabistan'a sıkı denetim mekanizmaları içeren bir anlaşma sunmayı planlasa da, İran'ın nükleer programı ve İsrail'in nükleer belirsizlik politikası, bölgedeki güvenlik dengesini kırılgan kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel nükleer politikaları açısından yakından takip edilmesi gereken bir konu. Türkiye, Akkuyu Nükleer Santrali ile sivil nükleer enerji alanında önemli bir adım atmış durumda. Suudi Arabistan'ın nükleer programı, Türkiye'nin enerji çeşitliliği hedefleriyle doğrudan rekabet oluşturmasa da, bölgede nükleer silahlanma yarışının başlaması Türkiye'nin güvenliğini etkileyebilir. Türkiye, İran'ın nükleer programına karşı NPT rejimini savunurken, Suudi Arabistan'ın benzer bir yol izlemesi Ankara'nın diplomatik dengelerini zorlayabilir. Ayrıca, ABD-Suudi nükleer işbirliği, Türkiye'nin Washington ve Riyad'la olan ilişkilerinde yeni bir parametre oluşturabilir.