Washington, 22 Haziran'da Suudi Arabistan ile bir nükleer işbirliği anlaşması imzalandığını duyurdu. Söz konusu anlaşma, nükleer teknoloji, ekipman ve malzeme ticaretine geniş yetki tanıyor; ancak anlaşmanın ve ilgili ülkenin belirlenmiş nükleer yayılma karşıtı gereklilikleri karşılaması şartına bağlı. Anlaşmanın duyurulmasının ardından gözler, Suudi Arabistan'ın uranyum zenginleştirme hakkı elde edip etmeyeceğine çevrildi. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın bu kararı, Orta Doğu'da nükleer dengeyi yeniden şekillendirebilecek kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve ABD'nin Şartları
ABD'nin 1954 tarihli Atom Enerjisi Yasası'nın 123. maddesi kapsamında imzalanan bu tür anlaşmalar, iki ülke arasında nükleer ticaretin çerçevesini çiziyor. Ancak anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için ABD Kongresi'nin onayı gerekiyor. Kongre, anlaşmayı 90 gün içinde reddetmezse yürürlüğe girebiliyor. Anlaşmanın metni henüz kamuoyuna açıklanmadı; bu da uranyum zenginleştirme ve yeniden işleme gibi hassas konularda belirsizliğe yol açıyor.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, daha önce yaptığı açıklamalarda, İran'ın nükleer programına atıfta bulunarak, "İran uranyum zenginleştirirse, biz de zenginleştiririz" demişti. Bu açıklama, Suudi Arabistan'ın nükleer silah edinme potansiyeline işaret ediyor. ABD'nin geleneksel politikası, nükleer işbirliği anlaşmalarında uranyum zenginleştirme ve yeniden işleme faaliyetlerini yasaklamak yönünde. Ancak Trump yönetiminin, Suudi Arabistan'a bu konuda esneklik tanıyabileceği belirtiliyor. Nitekim 2018'de Trump, Suudi Arabistan ile sivil nükleer işbirliği görüşmelerini başlatmıştı ancak anlaşma sağlanamamıştı.
Uzmanlar, anlaşmanın içeriğine dair ipuçlarının henüz netleşmediğini vurguluyor. Özellikle uranyum zenginleştirme hakkının verilip verilmediği, anlaşmanın en kritik maddesi olarak öne çıkıyor. Eğer Suudi Arabistan'a zenginleştirme izni verilirse, bu durum Orta Doğu'da nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir. İran ile imzalanan 2015 nükleer anlaşmasının ardından bölgede artan gerilim, Suudi Arabistan'ın nükleer emellerini daha da görünür kılmıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suudi Arabistan, nükleer enerjiyi elektrik üretimi ve su arıtma gibi sivil amaçlarla kullanmak istediğini savunuyor. Ülke, nükleer programını geliştirmek için ABD, Fransa, Rusya ve Çin ile görüşmeler yürütüyor. ABD ile imzalanan anlaşma, Suudi Arabistan'ın Batı ile nükleer işbirliğini derinleştirme arzusunun bir göstergesi. Ancak anlaşmanın Kongre'den geçmesi kolay olmayabilir. Kongre'deki pek çok üye, Suudi Arabistan'ın nükleer silah edinme riskine karşı çekinceli. Özellikle 2018'de Cemal Kaşıkçı suikastı sonrası Suudi Arabistan'a yönelik eleştiriler artmıştı. Bu nedenle anlaşmanın onay süreci tartışmalı geçebilir.
İran, anlaşmayı yakından takip ediyor. Tahran yönetimi, Suudi Arabistan'ın nükleer programının bölgesel istikrarı bozacağını savunuyor. İsrail de Suudi Arabistan'ın nükleer kapasite edinmesine karşı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçmişte Suudi Arabistan'ın nükleer silah edinmesinin Orta Doğu'da tehlikeli bir yarışa yol açacağını söylemişti. Öte yandan ABD, İran'ı nükleer programını sınırlamaya ikna etmeye çalışırken, Suudi Arabistan'a tanınacak zenginleştirme hakkı, İran'a karşı bir koz olarak da kullanılabilir.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), anlaşmanın nükleer yayılma karşıtı kurallara uygunluğunu denetleyecek. Suudi Arabistan'ın UAEA ile mevcut işbirliği, anlaşmanın temelini oluşturuyor. Ancak uranyum zenginleştirme, UAEA'nın denetim yetkisini zorlayan bir konu. Zira zenginleştirme teknolojisi, nükleer silah üretimine de yönlendirilebilir. Bu nedenle anlaşmanın detayları, küresel nükleer güvenlik mimarisi açısından büyük önem taşıyor.
Trump'ın başkanlığı döneminde başlatılan bu süreç, yeni yönetim tarafından da sürdürülüyor. Ancak Başkan Joe Biden yönetimi, Suudi Arabistan'a zenginleştirme hakkı verme konusunda daha temkinli. Anlaşmanın içeriği, ABD'nin Suudi Arabistan ile ilişkilerinin geleceğini de belirleyecek. Suudi Arabistan, ABD ile savunma anlaşmaları da yapmak istiyor; nükleer anlaşma bu paketin bir parçası olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'ın nükleer programını ilerletmesi ve olası uranyum zenginleştirme hakkı, Türkiye'nin bölgesel güvenlik hesaplarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, kendi nükleer enerji programını sürdürürken (Akkuyu Nükleer Santrali), Suudi Arabistan'ın nükleer kapasite edinmesi, Orta Doğu'da bir nükleer rekabeti tetikleyebilir. Bu durum, Türkiye'nin bölgesel denge politikalarını zorlaştırabilir. Ayrıca, ABD'nin Suudi Arabistan'a tanıyacağı zenginleştirme hakkı, İran'ın nükleer programına karşı bir denge unsuru olarak görülse de, Türkiye için riskler barındırıyor: Bölgede artan nükleer silahlanma eğilimi, Türkiye'nin güvenlik çevresini istikrarsızlaştırabilir. Türkiye, nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarına destek verirken, kendi enerji güvenliğini de korumak durumunda. Bu gelişme, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve ABD ile ilişkilerini de etkileyebilir.