Trump yönetiminin Afrika danışmanı ve Sudan özel temsilcisi Massad Boulos, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yaptığı konuşmada uluslararası toplumu Sudan'daki insani krize karşı harekete geçmeye çağırdı. Boulos, yaklaşık yarım milyon nüfuslu El Obeyd kentinin de El Faşer gibi bir savaş alanına dönüşmesine seyirci kalınmaması gerektiğini vurguladı. Ancak Boulos'un bu çağrısı, ABD'nin Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) yönelik eleştirilerinin samimiyeti konusunda soru işaretleri yaratıyor. Zira ABD yönetimi, BAE'nin Sudan'daki iç savaşı finanse ettiğini ve silahlandırdığını bilmesine rağmen, iki ülke arasındaki 1.4 trilyon dolarlık ticari ve yatırım ilişkileri nedeniyle somut adım atmaktan kaçınıyor. Bu durum, uluslararası toplumun Sudan krizine yaklaşımındaki ikiyüzlülüğü bir kez daha gözler önüne seriyor.
Sudan İç Savaşı ve BAE'nin Rolü
Sudan'da Nisan 2023'te başlayan iç savaş, ordu (SAF) ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasında şiddetli çatışmalara sahne oluyor. BM verilerine göre 10 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 7 milyondan fazla kişi yerinden edildi ve 18 milyon kişi açlık tehlikesiyle karşı karşıya. El Fasher kenti aylardır RSF kuşatması altındayken, şimdi de El Obeyd benzer bir tehditle karşı karşıya. Uluslararası gözlemciler ve BM raporları, BAE'nin RSF'ye silah, mühimmat ve mali destek sağladığını defalarca belgeledi. BAE'nin Çad üzerinden RSF'ye insansız hava araçları ve hafif silahlar sevk ettiği iddia ediliyor. BAE yönetimi bu iddiaları reddetse de, BM Güvenlik Konseyi'nde konuyla ilgili yapılan oturumlarda birçok ülke BAE'yi hedef alan suçlamaları dile getirdi.
ABD'nin Ekonomik Hesapları ve İkilemi
ABD'nin Sudan krizine müdahale konusundaki isteksizliği, BAE ile olan derin ekonomik bağlarından kaynaklanıyor. BAE, ABD'nin Ortadoğu'daki en büyük ticaret ortaklarından biri. İkili ticaret hacmi 2023'te 35 milyar doları aşarken, BAE'nin ABD'deki yatırımlarının toplam değerinin 1 trilyon doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Özellikle teknoloji, gayrimenkul ve savunma sanayi alanlarında güçlü bağlar mevcut. Ayrıca BAE, ABD'nin Çin ve İran'a karşı stratejik ortağı konumunda. Bu denklemde, Washington'un Sudan'daki insani kriz nedeniyle Abu Dabi'ye yaptırım uygulaması veya diplomatik baskıyı artırması, bu kazançlı ilişkiyi riske atmak anlamına geliyor. Massad Boulos'un BM konuşması, aslında ABD'nin bu ikilemini yansıtıyor: Bir yandan insani felakete dikkat çekiyor, öte yandan asıl sorumluya yönelik somut politika değişikliği getiremiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Sudan krizi, yalnızca bir iç savaş olmanın ötesinde, bölgesel güç mücadelelerinin bir yansıması. BAE'nin RSF'ye desteği, Mısır'ın orduya verdiği destekle çelişiyor. Mısır, Sudan'da istikrarlı bir merkezi yönetim isterken, BAE, RSF aracılığıyla nüfuz alanını genişletmeye çalışıyor. Öte yandan Suudi Arabistan, çatışmanın her iki tarafıyla da ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Rusya, Wagner paralı asker grubu aracılığıyla Sudan'ın altın madenlerine erişmek için RSF'ye yakınlaşırken, Çin de enerji ve altyapı yatırımlarını korumak adına tarafsız bir pozisyon izliyor. Bu karmaşık bölgesel rekabet, Sudan'ı bir vekalet savaşı alanına dönüştürüyor. Bu bağlamda, ABD'nin BAE'ye yönelik eleştirileri, aslında küresel güçlerin Afrika'daki çıkar çatışmalarının bir parçası.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sudan krizinde resmi olarak tarafsız pozisyonunu koruyor ancak iki tarafla da askeri ve ekonomik bağlarını sürdürüyor. Kızıldeniz'in güvenliği ve Doğu Afrika'daki nüfuz mücadelesi açısından Sudan, Türkiye için stratejik öneme sahip. Türkiye'nin Sudan'da altyapı, enerji ve eğitim alanlarında önemli yatırımları bulunuyor. BAE'nin RSF'ye desteği, Türkiye'nin Libya ve Somali'deki nüfuz alanlarıyla rekabet ediyor. Zira Türkiye, BM nezdinde Sudan hükümetinin (SAF) meşruiyetini tanırken, BAE'nin gayrimeşru güçlere desteği bölgesel dengeleri Türkiye aleyhine bozma potansiyeli taşıyor. Ayrıca, Türkiye'nin insani yardım kurumları Sudan'da aktif şekilde çalışıyor. ABD'nin BAE'ye yönelik eleştirileri, Türkiye'ye Sudan'da daha aktif bir arabuluculuk rolü üstlenme fırsatı sunabilir, ancak bu, BAE ile ilişkilerin gerilmesi riskini de beraberinde getiriyor.