ABD'de şirket kârları, pandemi sonrası toparlanmanın etkisiyle rekor seviyelere ulaşırken, çalışanların ücretleri enflasyon karşısında eriyor. Son verilere göre, büyük ABD şirketlerinin net kârları geçen yıl bir önceki yıla göre %14 artarak 2,1 trilyon dolara çıktı. Ancak aynı dönemde reel ücretler (enflasyona göre düzeltilmiş) %3,2 geriledi. Bu tablo, ekonomistlerin “kâr enflasyonu” olarak adlandırdığı bir olguyu gündeme getiriyor: Şirketler fiyatları artırırken maliyetleri düşürerek kâr marjlarını koruyor veya genişletiyor, ancak bu durum işçilerin satın alma gücünü olumsuz etkiliyor.
Kâr marjlarındaki artışın arka planı
ABD Merkez Bankası (Fed) verilerine göre, şirket kâr marjları pandemi öncesi ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor. Özellikle teknoloji, enerji ve finans sektörlerindeki devler, tedarik zinciri darboğazları ve enerji fiyatlarındaki artışı fiyatlarına yansıtarak kârlılıklarını artırdı. Örneğin, büyük teknoloji şirketlerinin kârları %20'nin üzerinde artarken, enerji şirketleri jeopolitik gerilimlerin de etkisiyle rekor kârlar açıkladı. Ancak bu kârlılık, işgücü piyasasındaki sıkılığa rağmen ücretlere yeterince yansımıyor. Sendikalaşma oranları düşük, işçilerin pazarlık gücü ise sınırlı.
Fed Başkanı Jerome Powell, enflasyonla mücadelede temkinli bir yaklaşım sergilerken, kâr marjlarındaki bu artışın fiyat istikrarını tehdit edebileceği uyarısında bulunuyor. “Şirketlerin fiyat artırma gücü, talebin güçlü olduğu bir ortamda daha da belirginleşiyor. Bu durum, enflasyonu düşürme çabalarımızı zorlaştırabilir” dedi. Ancak bazı ekonomistler, kâr marjlarındaki artışın geçici olduğunu ve rekabetin yeniden tesis edilmesiyle normale döneceğini savunuyor.
Avrupa'nın savunma uyarısı ve Suudi Arabistan'ın mega projeleri
Öte yandan, Avrupa Birliği liderleri, artan güvenlik tehditleri karşısında ortak bir savunma stratejisi oluşturma konusunda anlaşmazlık yaşıyor. Almanya, savunma harcamalarını artırma çağrısı yaparken, Fransa daha entegre bir Avrupa savunma sanayii için baskı yapıyor. Bu tartışma, ABD'nin Avrupa'daki güvenlik şemsiyesinin sorgulanmaya başlandığı bir dönemde öne çıkıyor. Suudi Arabistan ise Vizyon 2030 çerçevesinde yürüttüğü dev projelerde revizyona gidiyor. NEOM gibi dev projelerde maliyetlerin artması ve finansman zorlukları, Krallığı planlarını gözden geçirmeye itiyor. Bu durum, Orta Doğu'da yatırım iklimini etkileyebilirken, küresel ekonomik belirsizliklerin proje finansmanını zorlaştırdığına işaret ediyor.
Bu gelişmeler, dünya ekonomisinde bir kırılma noktasına işaret ediyor: Büyük şirketler güçlenirken, hükümetler artan jeopolitik risklerle boğuşuyor ve vatandaşların refahı düşüyor. Gelir eşitsizliğindeki bu artış, toplumsal huzursuzluğu da beraberinde getirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu tablo, Türkiye ekonomisi için önemli sinyaller içeriyor. Küresel likidite koşullarının sıkılaşması ve ABD'de faizlerin yüksek seyri, gelişmekte olan piyasalar üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. Türkiye'nin ihracatında büyük paya sahip olan Avrupa ekonomisinin durgunluğu ve Orta Doğu'daki belirsizlikler, Türk ekonomisinin dış talep koşullarını zorlaştırabilir. Ayrıca, ABD'de yaşanan gelir dağılımı tartışmaları, Türkiye'de de benzer şekilde şirket kârları ile ücretler arasındaki dengesizliğin ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadelesinde, işçi ücretlerinin korunması ve gelir dağılımının iyileştirilmesi kritik önem taşıyor.