Hürmüz Boğazı açıklarında seyreden bir ticari gemiye düzenlenen ABD askeri saldırısında hayatını kaybeden üç Hint denizci, Hindistan'da hem eski yaraları kanattı hem de yeni kırgınlıkların fitilini ateşledi. Düşünce kuruluşu araştırmacısı Rahul Jaybhay'a göre, bu olay Hindistan'ın bölgesel güvenlik konusundaki hassasiyetinin giderek daha kolay göz ardı edilir hale geldiği korkusunu pekiştiriyor. Saldırı, ABD ile İran arasındaki artan gerilimin ortasında, sivil denizcilerin savaşın dolaylı kurbanı haline geldiği bir tabloyu gözler önüne serdi.
Olayın arka planı: Hürmüz Boğazı'nda artan gerilim
ABD Donanması, geçtiğimiz haftalarda Hürmüz Boğazı yakınlarında seyrettiği belirtilen bir ticari gemiyi, İran bağlantılı olduğu gerekçesiyle hedef aldı. Saldırıda gemide bulunan üç Hint vatandaşı denizci yaşamını yitirdi. Hindistan Dışişleri Bakanlığı, olayın ardından ABD'ye resmi bir protesto notası iletirken, hayatını kaybedenlerin ailelerine taziyelerini sundu. Ancak bu açıklamalar, kamuoyunda tatmin edici bulunmadı.
Olay, yalnızca bir askeri operasyonun sivil can kaybına yol açması nedeniyle değil, aynı zamanda Hindistan'ın bölgedeki çıkarlarının korunmasına yönelik soru işaretleri doğurmasıyla da dikkat çekiyor. Hintli denizciler, uluslararası ticaret yollarında sıklıkla çalışıyor ve Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak bu çalışanlar için yüksek risk taşıyor.
Rahul Jaybhay, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, "Hindistan'ın bu tür olaylarda sesi yeterince duyulmuyor. ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve müdahaleleri, Hindistan'ın güvenlik endişelerini ikinci plana atıyor" ifadelerini kullandı. Jaybhay'e göre, Hindistan'ın uzun süredir devam eden arabuluculuk rolü ve tarafsızlık politikası, ABD'nin askeri angajmanları karşısında zayıf kalıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Hindistan'ın kırılgan konumu
Hindistan, hem ABD hem de İran’la dengeli ilişkiler yürütmeye çalışan bir ülke olarak, bu tür olaylarda sıkışmış durumda. Bir yandan ABD ile stratejik ortaklık hedeflenirken, diğer yandan İran ile enerji ticareti ve bölgesel bağlar korunmaya çalışılıyor. Üç denizcinin ölümü, bu hassas dengenin sivil kayıplar pahasına bozulabileceğini gösteriyor.
Olay, aynı zamanda Orta Doğu'da artan ABD-İran geriliminin sivil denizciler üzerindeki etkisine dikkat çekiyor. Son aylarda Hürmüz Boğazı çevresinde birkaç ticari gemi saldırıya uğradı veya alıkonuldu. Bu durum, uluslararası deniz ticaretini tehdit ederken, denizci ülkeler için güvenlik önlemlerinin yetersizliğini ortaya koyuyor. Hindistan Donanması, bölgeye savaş gemileri gönderse de, ticari gemilerin korunması için daha kapsamlı uluslararası iş birliği gerekiyor.
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre, ticari gemilere yönelik saldırılar uluslararası hukukun ihlali sayılıyor. Ancak ABD'nin kendini savunma gerekçesiyle yaptığı müdahaleler, bu kuralların uygulanmasını zorlaştırıyor. Hintli aileler, hükümetlerinin bu konuda daha sert bir tavır almasını beklerken, uzmanlar olayın uluslararası hukukta emsal teşkil edebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye de Orta Doğu'da askeri gerilimlerden etkilenen ve deniz ticaret yollarına bağımlı bir ülke olarak benzer riskler taşıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki sivil kayıplar, Türk denizcilerinin de çalıştığı uluslararası sularda güvenlik açığını hatırlatıyor. Türkiye, hem NATO üyesi olarak ABD ile ittifak ilişkisi içinde, hem de İran ile ekonomik ve enerji bağlarını sürdürüyor. Bu olay, Türkiye'nin de ABD-İran arasındaki krizde arabuluculuk rolünü güçlendirme çabalarının önemini vurguluyor. Ayrıca Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin sağladığı deniz güvenliği avantajına rağmen, Türkiye'nin benzer sivil can kayıplarını önlemek için uluslararası deniz güvenliği mekanizmalarının güçlendirilmesine katkıda bulunması gerekebilir.