ABD'de perakende satışlar, Mart ayında tüketicilerin bankacılık krizi kaynaklı resesyon endişeleriyle harcamalarını kısması sonucu beklenenden fazla geriledi. Ticaret Bakanlığı'nın verilerine göre, perakende satışlar bir önceki aya kıyasla yüzde 1 düştü. Bu, Kasım 2022'den bu yana en büyük aylık düşüş olarak kaydedildi. Ekonomistler yüzde 0,4'lük bir düşüş bekliyordu, bu nedenle veri piyasalarda satış baskısını artırdı. Özellikle otomobil ve mobilya gibi dayanıklı tüketim mallarındaki harcamalardaki azalma dikkat çekti. Çekirdek perakende satışlar olarak tanımlanan ve otomobil, benzin, inşaat malzemeleri ve gıda hizmetlerini hariç tutan veri ise yüzde 0,3 düştü. Bu veri, gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) hesaplamalarında doğrudan kullanılıyor ve tüketici harcamalarındaki yavaşlamaya işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı
ABD ekonomisinin yaklaşık üçte ikisini oluşturan tüketici harcamaları, son aylarda enflasyon ve artan faiz oranlarının baskısı altında zayıflama sinyalleri veriyordu. Mart ayındaki düşüş, Mart ayında yaşanan Silicon Valley Bank (SVB) ve Signature Bank iflaslarının ardından bankacılık sektörüne ilişkin endişelerin tüketici güvenini olumsuz etkilediğini gösteriyor. Bankacılık krizi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin krediye erişimini zorlaştırabileceği ve ekonomik aktiviteyi yavaşlatabileceği endişelerini beraberinde getirmişti. Ayrıca, yüksek enflasyon karşısında Fed'in agresif faiz artırımları, kredi kartı ve konut kredisi maliyetlerini artırarak tüketici bütçelerini sıkıştırıyor. Mart ayında benzin fiyatları düşmesine rağmen, gıda ve kira gibi temel ihtiyaçlardaki fiyat artışları harcamaları kısıtlıyor. Perakende satışlardaki düşüş, işgücü piyasasındaki güçlü görünüme rağmen ekonomik faaliyetin soğumaya başladığını gösteren öncü göstergelerden biri olarak kabul ediliyor.
Perakende satış verileri, tüketicilerin özellikle dayanıklı tüketim mallarından vazgeçtiğini ortaya koyuyor. Otomobil ve yedek parça satışları yüzde 1,9, mobilya ve ev eşyası mağazaları satışları ise yüzde 1,2 oranında azaldı. Online perakende satışlar da yüzde 1,9 düşüşle tüketicilerin harcama konusunda temkinli davrandığını gösteriyor. Lokanta ve barlardaki satışlar ise yüzde 0,4 artarak hizmet sektöründeki harcamaların nispeten dayanıklı olduğunu gösterdi. Market ve gıda mağazalarındaki satışlar ise yüzde 0,5 artışla temel ihtiyaçlara yönelik harcamaların devam ettiğini ortaya koydu.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'deki bu yavaşlama, küresel ekonomi için de önemli sinyaller taşıyor. ABD, dünyanın en büyük ekonomisi konumunda ve tüketici harcamalarındaki düşüş, küresel talebin azalmasına yol açabilir. Özellikle Çin ve Almanya gibi ihracata dayalı ekonomiler, ABD talebindeki yavaşlamadan doğrudan etkilenebilir. Ayrıca, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz politikasını şekillendirirken bu verileri dikkate alması bekleniyor. Piyasalar, Fed'in Mayıs toplantısında faizleri 25 baz puan artıracağını ancak ardından duraklama olasılığının güçlendiğini fiyatlıyor. Öte yandan, Avrupa'da da enflasyon ve yüksek enerji fiyatları nedeniyle tüketici harcamaları zayıflıyor; bu durum küresel ekonomik büyüme beklentilerini aşağı çekiyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) son Dünya Ekonomik Görünüm raporunda küresel büyüme tahminini düşürürken, resesyon riskinin arttığına dikkat çekmişti. ABD perakende verisi, bu endişeleri daha da güçlendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ekonomisindeki yavaşlama, Türkiye ekonomisi için dolaylı etkiler barındırıyor. ABD'de resesyon beklentisi, küresel risk iştahını azaltarak gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını yavaşlatabilir. Türkiye gibi cari açık veren ülkelerde finansman koşulları sıkılaşabilir, bu da Türk lirası üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca, ABD'de faiz artışlarının sona ereceği beklentisi, gelişmekte olan ülke para birimleri için kısa vadede olumlu olabilir. Ancak, küresel talebin daralması, Türkiye'nin ihracat pazarlarını olumsuz etkileyerek dış ticaret dengesini zorlaştırabilir. Öte yandan, ABD Merkez Bankası'nın faiz artışlarını sonlandırması, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) para politikası üzerindeki dış baskıyı bir nebze azaltabilir. Bu nedenle, ABD'deki tüketici harcamalarındaki zayıflama, Türkiye açısından yakından izlenmesi gereken bir gelişme olarak öne çıkıyor.