ABD'nin Ortadoğu'dan askeri ve diplomatik olarak çekilmesi, bölgede yeni güç mücadelelerine ve istikrarsızlığa yol açabilir. Son dönemde ABD'nin Irak ve Suriye'deki asker sayısını azaltması ve Afganistan'dan tamamen çekilmesi, bölgedeki güvenlik mimarisini derinden etkiledi. Uzmanlar, bu tür bir geri çekilmenin yalnızca bölgesel istikrarı değil, aynı zamanda küresel enerji güvenliğini ve ABD'nin müttefiklik ilişkilerini de tehlikeye atacağını belirtiyor.
Çekilme Politikasının Arka Planı
ABD'nin Ortadoğu'dan çekilme eğilimi, son yıllarda her iki partiden de gelen eleştirilerin odağındaydı. Özellikle 2003 Irak işgali sonrası yaşanan maliyetler ve kamuoyundaki yorgunluk, siyasi liderleri bölgeden uzaklaşmaya itti. Ancak Pentagon'un son açıklamaları, Irak ve Suriye'deki ABD askerlerinin sayısının önemli ölçüde azaltılacağını gösteriyor. Bu karar, bölgedeki müttefikler arasında endişe yaratırken, İran ve Rusya gibi aktörlerin etkinliğini artırmasına zemin hazırlayabilir.
Tarihsel olarak ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu'da kalıcı bir askeri varlık tesis etti. 1980 Carter Doktrini, Basra Körfezi'ne yönelik herhangi bir dış tehdide karşı ABD'nin güç kullanacağını ilan etmişti. Soğuk Savaş döneminde Sovyet etkisini dengeleyen bu varlık, 1991 Körfez Savaşı ve 2003 Irak işgali ile zirveye ulaştı. Ancak 2011 Arap Baharı sonrası bölgesel düzenin çöküşü ve IŞİD'in yükselişi, ABD'nin askeri angajmanını yeniden şekillendirdi. Obama yönetiminin "Asya'ya pivot" stratejisi, kaynakların Pasifik'e kaydırılmasını öngörürken, Ortadoğu'daki boşluk doldurulamadı. Trump döneminde başlayan çekilme süreci, Biden yönetiminde de devam etti; Afganistan'dan 2021'de tamamen çekilme, bu politikaların en çarpıcı örneği oldu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin çekilmesi, bölgede güç boşluğu yaratma potansiyeli taşıyor. İran, Irak ve Suriye'deki milis güçleri üzerinden etkisini artırırken, Rusya da Suriye'deki askeri üslerini genişletme çabasında. Çin ise ekonomik yatırımlarla bölgedeki varlığını güçlendiriyor; 2023'te Suudi Arabistan ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yapması, Pekin'in diplomatik rolünü gösterdi. Uzmanlar, ABD'nin çekilmesinin bu aktörlere manevra alanı açacağını ve bölgesel istikrarı olumsuz etkileyeceğini vurguluyor.
Ayrıca, ABD'nin bölgedeki askeri varlığı, İsrail'in güvenliği ve Körfez ülkelerinin savunması için kritik görülüyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler, ABD'nin güvenlik şemsiyesine güvenerek savunma harcamalarını sınırlı tutuyor. Çekilme, bu ülkeleri nükleer programlar da dahil olmak üzere kendi savunma kapasitelerini artırmaya itebilir. Nitekim Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 2023'te yaptığı açıklamada, ülkesinin nükleer silah edinme hakkını saklı tuttuğunu ima etmişti. Bu tür adımlar, bölgede silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Küresel enerji güvenliği açısından da riskler büyük. Dünya petrol rezervlerinin yaklaşık yarısına ev sahipliği yapan Basra Körfezi'nde istikrarsızlık, petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açabilir. ABD'nin askeri varlığı, Hürmüz Boğazı'ndaki serbest geçişi garanti altına alıyor. Çekilme, İran'ın boğazı kapatma tehdidini güçlendirebilir ve küresel ticareti sekteye uğratabilir. Ayrıca, terörizmle mücadelede elde edilen kazanımların geri dönüş riski var; IŞİD'in yeniden canlanması, bölgesel ve küresel güvenliği tehdit edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesi, Türkiye'nin bölgesel dengelerdeki konumunu doğrudan etkiliyor. ABD'nin Suriye'nin kuzeyinden çekilmesi, PKK/YPG unsurlarına alan açabilir ve Türkiye'nin sınır güvenliği için risk oluşturur. Öte yandan, boşluğun Rusya ve İran tarafından doldurulması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki manevra kabiliyetini sınırlayabilir. Enerji arz güvenliği açısından da Körfez'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin petrol ve doğal gaz tedarikinde sorun yaratabilir. Türkiye, bölgesel istikrar için diplomatik aktif rol üstlenmeli ve ABD ile ilişkilerini dengelemeli.