Washington, Soğuk Savaş sonrası dönemde Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme iddiasından vazgeçmiş görünüyor. Irak ve Afganistan müdahalelerinin ardından bölgedeki askeri varlığını kademeli olarak azaltan ABD, artık bölgeyi yönetme görevini üstlenmiyor. Bu stratejik dönüşüm, yalnızca askeri bir geri çekilme değil, aynı zamanda bölgesel düzenin kurulmasında Batı'nın oynadığı rolün sorgulanması anlamına geliyor.
Müdahalelerin Bilançosu ve Stratejik Tükenmişlik
2003 Irak işgali ve 2001'de başlayan Afganistan operasyonu, ABD'nin bölgedeki en kapsamlı askeri girişimleriydi. Irak'ta kitle imha silahlarının bulunamaması, müdahalenin meşruiyetini sarsarken; Afganistan'da 20 yıllık çabanın ardından Taliban'ın 2021'de yeniden iktidara gelmesi, ABD'nin bölgeyi dönüştürme kapasitesinin sınırlarını gözler önüne serdi. Bu iki deneyim, Amerikan kamuoyunda ve karar alma mekanizmalarında derin bir stratejik tükenmişlik yarattı.
ABD'nin asker sayısını azaltması, Suriye ve Irak'taki üslerini küçültmesi ve bölgesel müttefiklerine daha fazla sorumluluk yüklemesi, artık yeni bir dönemin işareti olarak okunuyor. Washington, önceliklerini Çin ve Rusya ile büyük güç rekabetine kaydırmış durumda. Bu, Ortadoğu'nun artık ABD dış politikasının merkezinde olmadığı anlamına geliyor.
Bölgesel Güç Dengeleri ve Yeni Aktörler
ABD'nin çekilmesiyle birlikte bölgede İran, Suudi Arabistan, BAE, Türkiye ve İsrail gibi aktörler arasındaki rekabet daha da belirginleşiyor. İran, Irak ve Yemen'deki vekil güçleri aracılığıyla nüfuz alanını genişletirken; Körfez ülkeleri ekonomik çeşitlenme ve güvenlik iş birlikleriyle yeni dengeler arıyor. Rusya ve Çin de bölgede artan ekonomik ve askeri varlıklarıyla dikkat çekiyor.
ABD'nin boşalttığı alanı doldurmak isteyen güçler, kendi çıkarları doğrultusunda ittifaklar kuruyor. Bu durum, bölgesel istikrarın dış garantörler yerine yerel güç dengesine dayanacağı bir dönemi işaret ediyor. Ancak bu geçiş süreci, mezhepsel ve etnik gerilimlerin yeniden alevlenmesi riskini taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesi, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, bölgesel bir güç olarak siyasi ve ekonomik etkisini artırma imkânı bulabilir; özellikle Irak, Suriye ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini derinleştirebilir. Ancak İran'ın yayılmacı politikaları ve Rusya'nın askeri varlığı, Ankara'nın manevra alanını sınırlayabilir. Ayrıca ABD'nin çekilmesi, NATO içindeki güvenlik garantilerini ve Suriye'deki PKK/YPG ile mücadeledeki dengeleri yeniden şekillendirebilir. Türkiye'nin, bölgesel istikrarı korumak için diplomatik ve askeri kapasitesini güçlendirmesi kritik önem taşıyor.