ABD ordusunun siyaset üstü bir kurum olduğu yönündeki özlem, tarihsel verilerle uyuşmuyor. Pek çok Amerikalı, Silahlı Kuvvetler'in bir zamanlar partizan çekişmelerin tamamen dışında kaldığını düşünse de, bu algı Soğuk Savaş sonrası dönemin sınırlı bir kesitine dayanıyor. Oysa askeri kurum, kuruluşundan bu yana siyasi tartışmaların tam merkezinde yer aldı. Başkan Donald Trump'ın görevdeki generallerle yaşadığı gerilimler ve emekli subayların açık siyasi tavırları, bu sürecin sadece son halkası.
Derinleşen bir eğilim
Aslında ABD ordusunun politizasyonu, 20. yüzyılın başlarına kadar uzanıyor. I. Dünya Savaşı'nda General John Pershing'in siyasi manevraları, II. Dünya Savaşı'nda General Douglas MacArthur'un Başkan Truman'la çatışması ve Vietnam Savaşı sırasında askeri liderlerin kamuoyu önünde hükümeti eleştirmesi, ordunun siyasetten tamamen ayrı olmadığını gösteriyor. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte bu eğilim daha da belirginleşti. 1990'larda emekli subayların düzenli olarak televizyon programlarında siyasi yorumculuk yapması, 2000'lerde Irak Savaşı'nın lehinde veya aleyhinde kampanyalara katılmaları, bu durumu pekiştirdi.
Trump döneminde bu eğilim yeni bir boyut kazandı. Başkan, görevdeki general ve amirallerle sık sık alenen tartıştı. Özellikle Savunma Bakanı Mark Esper'ın görevden alınması ve Genelkurmay Başkanı Mark Milley'in 'isyancı' olarak nitelenen açıklamaları, asker-sivil ilişkilerini gerginleştirdi. Ancak bu durum, ordunun daha önce hiç siyasallaşmadığı anlamına gelmiyor.
Küresel yansımalar
ABD ordusunun siyasallaşması, yalnızca iç politikayı değil, aynı zamanda uluslararası güvenlik ortamını da etkiliyor. Askeri personelin siyasi kutuplaşmadan etkilenmesi, müttefikler nezdinde Washington'un güvenilirliğini sorgulatıyor. NATO ittifakının en güçlü üyesi olan ABD'nin askeri kararlarının parti politikalarına göre şekillenebileceği endişesi, Avrupa ve Asya'daki ortakları tedirgin ediyor.
Öte yandan, ABD ordusunun iç siyasette taraf haline gelmesi, demokratik denetim mekanizmalarını da zorluyor. Askeri liderlerin kamuoyu önünde hükümet politikalarını eleştirmesi, sivil otoritenin üstünlüğü ilkesini zedeliyor. Bu durum, özellikle askeri darbelerin yaşandığı ülkelerdeki izleyiciler için farklı bir anlam taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ordusunun siyasallaşmasını yakından takip etmelidir. Bu eğilim, Washington'un savunma politikalarının öngörülemezliğini artırmakta ve müttefikler arasında güven bunalımına yol açmaktadır. Türk-Amerikan ilişkilerinde askeri boyut kritik öneme sahiptir; özellikle F-35 programı, S-400 krizi ve Suriye'deki ortak operasyonlar gibi konularda ABD'nin iç siyasi dengeleri belirleyici olmaktadır. Ordunun siyasallaşması, ABD'nin Türkiye'ye yönelik politikalarında tutarlılık ve istikrarı olumsuz etkileyebilir.