ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), 21 Ağustos 2026 tarihinde 2025 Mali Yılı Orduda Cinsel Saldırı Yıllık Raporu'nu yayımladı. Kongre'ye sunulan rapor, Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri mensuplarını ilgilendiren cinsel saldırı olaylarına ilişkin verileri içeriyor. Raporun yayımlanması, askeri personel arasındaki cinsel saldırı sorununa yönelik kurumsal şeffaflık ve hesap verebilirlik tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
Raporun Arka Planı ve Yasal Dayanak
ABD yasalarına göre, Savunma Bakanlığı her yıl Kongre'ye orduda cinsel saldırıya ilişkin kapsamlı bir rapor sunmakla yükümlü. Bu yükümlülük, 10 USC 1631 maddesi (eski adıyla 10 USC 163) kapsamında düzenleniyor. Rapor, askeri personelin birbirine karşı işlediği cinsel saldırı suçlamalarını, soruşturma süreçlerini, mahkeme kararlarını ve mağdurlara sunulan destek hizmetlerini kapsıyor. Savunma Bakanlığı, raporun yanı sıra bir "Bilgi Föyü" (Fact Sheet) de yayımlayarak temel bulguları özetliyor.
2025 mali yılı raporu, 1 Ekim 2024 ile 30 Eylül 2025 tarihleri arasındaki olayları kapsıyor. Raporun detayları henüz tam olarak açıklanmamış olsa da, yayımlanan belgeler arasında olay sayıları, suçlama türleri, soruşturma süreçlerine ilişkin istatistikler ve önceki yıllarla karşılaştırmalar yer alıyor. Savunma Bakanlığı, raporun Kongre'ye sunulmasının ardından kamuoyuyla paylaşıldığını belirtti.
ABD ordusunda cinsel saldırı, uzun yıllardır hem askeri hem de sivil otoritelerin gündeminde olan bir sorun. 2010'lu yıllardan bu yana, Pentagon çeşitli önleyici programlar ve mağdur destek mekanizmaları oluşturdu. Ancak bağımsız denetim kurumları ve Kongre, raporlama oranlarının düşüklüğü ve soruşturma süreçlerindeki aksaklıklar nedeniyle Savunma Bakanlığı'nı eleştirmeye devam ediyor. Özellikle askeri mahkemelerdeki dava süreçleri, mağdurların adalete erişimi ve komuta kademesinin olaylara müdahalesi tartışmalı konular arasında.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD ordusundaki cinsel saldırı raporu, yalnızca Amerikan iç kamuoyunu değil, aynı zamanda ABD'nin müttefikleri ve NATO ülkelerini de yakından ilgilendiriyor. Zira ABD askeri personeli, dünya genelinde çok sayıda üste konuşlu bulunuyor ve bu üslerdeki olaylar yerel halkla ilişkileri etkileyebiliyor. Özellikle Japonya, Güney Kore, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde ABD askerlerinin karıştığı cinsel saldırı iddiaları zaman zaman diplomatik gerginliklere yol açmıştı.
Raporun yayımlandığı dönemde ABD Savunma Bakanlığı, "Department of War" (Savaş Bakanlığı) adı altında yeniden yapılandırılmış durumda. Bu isim değişikliği, 2025 yılında yürürlüğe giren bir yasayla gerçekleşti. Dolayısıyla rapor, yeni yapılanmanın ilk kapsamlı cinsel saldırı değerlendirmesi olma özelliği taşıyor. Savunma Bakanlığı yetkilileri, raporun kurumsal kültürdeki değişimi yansıttığını savunurken, bağımsız gözlemciler hâlâ yeterli ilerleme kaydedilmediğini belirtiyor.
Küresel ölçekte, ordularda cinsel saldırı ve cinsel taciz, birçok ülkenin savunma kurumlarında önemli bir sorun olarak kabul ediliyor. Birleşmiş Milletler ve NATO, barışı koruma operasyonlarında cinsel sömürü ve istismara karşı sıfır tolerans politikası uyguluyor. ABD'nin bu raporu, diğer ülkeler için de bir referans niteliği taşıyor ve askeri personelin davranış standartlarına ilişkin uluslararası normların oluşmasına katkı sağlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ordusundaki cinsel saldırı raporu, doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da, NATO müttefikliği ve ortak askeri iş birlikleri çerçevesinde dolaylı sonuçlar doğurabilir. Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD ile birçok ortak tatbikat ve eğitim faaliyeti yürütüyor. Bu tür raporlar, müttefik ordular arasında personel davranış standartları ve disiplin prosedürlerinin uyumlaştırılması konusunda farkındalık yaratabilir. Ayrıca, Türkiye'nin de benzer sorunlarla mücadele ettiği biliniyor; TBMM ve Savunma Bakanlığı, son yıllarda orduda cinsel taciz ve saldırı iddialarına yönelik soruşturmalar başlatmıştı. ABD'nin şeffaflık raporu, Türkiye için kurumsal öğrenme ve karşılaştırma imkânı sunuyor. NATO çerçevesinde kadın, barış ve güvenlik gündeminin güçlenmesi, Türkiye'nin de bu alandaki politikalarını gözden geçirmesini teşvik edebilir.