ABD ordusu, 31 Mart 2025 tarihinde Doğu Pasifik Okyanusu’nda uyuşturucu kaçakçılığı yaptığından şüphelenilen bir tekneye düzenlediği operasyonda üç kişiyi öldürdü. Saldırı, Başkan Donald Trump yönetiminin sözde “narkoteröristleri” hedef alan askeri kampanyasının bir parçası olarak gerçekleşti. Bu operasyonla birlikte, Trump yönetiminin Pasifik’teki benzer eylemlerinde öldürülen toplam kişi sayısı en az 211’e yükseldi. ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM) tarafından yapılan açıklamada, askeri personelin önce uyarı ateşi açtığı, ardından teknenin durdurulamaması üzerine doğrudan ateş açıldığı belirtildi. Olayda ölenlerin kimlikleri henüz açıklanmazken, teknedeki diğer kişilerin durumu hakkında bilgi verilmedi.
Operasyonun arka planı ve tartışmalar
ABD yönetimi, özellikle Orta ve Güney Amerika’dan gelen uyuşturucu akışını durdurmak amacıyla Pasifik Okyanusu’nda askeri operasyonları yoğunlaştırdı. Trump, 2024 yılında imzaladığı bir başkanlık kararnamesiyle uyuşturucu kartellerini “yabancı terör örgütleri” listesine almış ve denizdeki müdahalelerde askeri güç kullanımının kapsamını genişletmişti. Bu politika, insan hakları örgütleri tarafından aşırı güç kullanımı ve sivil kayıplara yol açtığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Geçtiğimiz yıl içinde benzer operasyonlarda çoğu balıkçı veya küçük çaplı kaçakçı olduğu belirtilen yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Eleştirmenler, hedef alınan teknelerdeki kişilerin çoğu zaman silahlı olmadığını ve operasyonların uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor. ABD hükümeti ise bu operasyonların uyuşturucu ticaretini engellemek için zorunlu olduğunu ve her zaman kuvvet kullanma kurallarına uyulduğunu belirtiyor.
Son saldırı, özellikle bölge ülkeleri arasında tepki çekti. Meksika ve Kolombiya hükümetleri, ABD’nin tek taraflı müdahalelerine karşı çıkarak uyuşturucuyla mücadelenin ortak operasyonlarla yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Öte yandan, ABD’nin bu politikası, Pasifik adalarındaki küçük devletler arasında endişe yaratıyor; bu devletler, egemenliklerinin ihlal edilmesinden kaygı duyuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Doğu Pasifik, uyuşturucu kaçakçılığı için önemli bir geçiş rotası olmaya devam ediyor. Kolombiya ve Peru kökenli kokainin büyük bir kısmı, deniz yoluyla Orta Amerika ve Meksika üzerinden ABD’ye ulaştırılıyor. ABD, bu rotaları kesmek için hem deniz hem de hava araçlarıyla geniş çaplı bir izleme ağı kurdu. Ancak, askeri müdahalelerin sayısındaki artış, diplomatik krizlere yol açıyor. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC), son raporunda ABD’nin yaklaşımını eleştirerek, uyuşturucu ticaretinin yalnızca askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadelede uluslararası iş birliğinin artırılması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, ABD’nin bu hamlesi, Latin Amerika’da artan ABD karşıtı söylemi besliyor. Bölgesel liderler, ABD’yi kendi egemenliklerine saygı göstermeye çağırırken, askeri operasyonların sivil kayıpları önemsizleştirdiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye için bu gelişme, doğrudan bir etki yaratmasa da küresel uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele yöntemleri açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, özellikle Afganistan kaynaklı eroin ve sentetik uyuşturucuların transit rotası olarak benzer bir mücadele veriyor. ABD’nin Pasifik’teki sert müdahaleci yaklaşımı, Türkiye’nin kendi sınırları içinde uyguladığı operasyonlarla kıyaslanabilir; ancak uluslararası hukuka uygunluk ve orantılı güç kullanımı konularında Ankara’nın dikkatli olması gerekiyor. Ayrıca, bu tür operasyonların bölgesel istikrarsızlığı artırma potansiyeli, Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerinde de benzer riskleri akla getiriyor. Sonuç olarak, Türkiye’nin uyuşturucuyla mücadelede uluslararası iş birliğini tercih etmesi ve insan hakları hassasiyetini koruması bekleniyor.