Kuveytli Salem Al-Ghanem, küçük Körfez ülkesinin işgalden kurtarılmamış olsaydı yok olmanın eşiğine geldiği günleri hâlâ net bir şekilde hatırlıyor: Irak tanklarının memleketinin sokaklarında ilerleyişini ve ABD öncülüğündeki koalisyonun kurtarıcı gibi gelişini. Şimdi, onlarca yıl sonra ve ABD-İran savaşının altıncı ayında, bazı Kuveytliler tarihin bir anlamda tekerrür ettiğini düşünüyor; ancak bu kez tehdit, ülkeyi kurtaran gücün varlığından kaynaklanıyor.
ABD’nin varlığı Kuveyt’i hedef tahtasına koyuyor
Kuveyt, 1991’deki Körfez Savaşı’ndan bu yana ABD ile yakın bir güvenlik ittifakı içinde. Ülkede, Camp Arifjan ve Ali Al Salem Hava Üssü de dahil olmak üzere önemli ABD askeri tesisleri bulunuyor. Bu üsler, ABD’nin bölgedeki operasyonları için kritik bir lojistik merkez işlevi görüyor. Ancak İran’la yaşanan savaşta bu üsler, Tahran’ın doğrudan hedefi haline geldi. Son aylarda İran destekli grupların Kuveyt’e yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediğine dair haberler geliyor.
Kuveyt hükümeti, İran’la doğrudan bir çatışmaya girmek istemiyor. Ülke, tarihsel olarak bölgesel krizlerde arabuluculuk rolü üstlenmiş, hem ABD hem de İran ile diyalog kanallarını açık tutmaya çalışmıştı. Ancak savaşın tırmanması, Kuveyt’in bu denge politikasını sürdürmesini zorlaştırıyor. Kuveytli yetkililer, saldırıların caydırılması için ABD’ye ait Patriot hava savunma sistemlerinin yanı sıra kendi savunma sistemlerini de devreye aldı.
Salem Al-Ghanem, “Bugün Kuveyt için tehdit, Irak’tan değil, İran’dan geliyor. ABD’nin bizi kurtardığı günlerden daha farklı bir durumdayız ama yine de ABD’nin varlığı bizim için hem koruma hem de hedef olma anlamına geliyor” diyor. Al-Ghanem’in endişeleri, Kuveyt’teki birçok kişi tarafından paylaşılıyor. Ülkenin güneyindeki petrol tesisleri ve kuzeydeki sınır bölgeleri, olası bir İran saldırısında hedef alınabilecek kritik noktalar arasında.
Bölgesel ve küresel boyut: Körfez’de yeni bir yangın
ABD-İran savaşı, Ortadoğu’nun enerji arz güvenliğini tehdit ediyor. Kuveyt, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %6’sına sahip. Ülkenin ihracat limanları, Hürmüz Boğazı’nın dışında, Basra Körfezi’nin kuzeybatısında yer alıyor. İran’ın boğazı kapatma tehditleri ve Kuveyt’e yönelik olası saldırılar, küresel petrol fiyatlarını zaten yukarı çekmiş durumda. Uzmanlar, Kuveyt’in vurulması halinde enerji piyasalarında daha büyük bir şok yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.
Kuveyt’in güvenliği, yalnızca kendi sınırlarını değil, tüm Körfez İşbirliği Konseyi’ni (KİK) ilgilendiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de ABD’nin askeri operasyonlarına ev sahipliği yapması, İran’ın bu ülkeleri de hedef alabileceği endişesini artırıyor. Kuveyt, KİK içinde daha ılımlı bir ses olarak bilinirken, savaşın yayılması bu ülkelerin birlikte hareket etme kapasitesini test ediyor. Ayrıca, Kuveyt’in Irak ile olan sınırı da istikrarsızlık riski taşıyor; İran destekli Irak milislerinin Kuveyt sınırına yakın konuşlandığı biliniyor.
ABD yönetimi, Kuveyt’e verdiği desteğin altını çizerken, Kuveytli yetkililer ise ülkelerinin çatışmanın bir parçası olmak istemediğini vurguluyor. Kuveyt Dışişleri Bakanı, “Bizim sorunumuz İran ile değil, Irak’ın eski rejimiyleydi. Bugün İran ile yaşanan krizde arabulucu olmayı umuyoruz” şeklinde konuştu. Ancak bu umut, savaşın her geçen gün daha da derinleştiği bir ortamda giderek zayıflıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye’nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacını önemli ölçüde Körfez ülkelerinden karşılıyor; Kuveyt’in vurulması veya Hürmüz Boğazı’nın kapanması, enerji maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, Türkiye’nin İran ve ABD ile ilişkilerindeki denge, Körfez’deki bu yeni gerilimden doğrudan etkilenebilir. Ankara, bölgedeki tansiyonun düşürülmesi için diplomatik girişimlerde bulunabilir. Öte yandan, ABD’nin Kuveyt’teki üsleri kullanması, Türkiye’nin NATO müttefiki olarak ABD ile olan askeri iş birliğini bölgedeki krizlerde dolaylı olarak bağlantılı hale getiriyor.