ABD'nin İran'a yönelik ekonomik yaptırımları, Tahran'ın tamamen izole edilmesini engelleyen en büyük engel olarak Çin'i gösteriyor. Washington yönetimi, İran'ın petrol ihracatını sıfırlamayı ve ekonomisini çökertmeyi hedeflerken, Pekin'in enerji alımını sürdürmesi bu stratejinin başarıya ulaşmasını zorlaştırıyor. Uzmanlara göre, ABD'nin yaptırım baskısı ancak diğer ticaret ortaklarının işbirliğiyle tam anlamıyla etkili olabilir; ancak Çin'in bağımsız dış politikası bu işbirliğini şimdilik imkânsız kılıyor.
Yaptırımların arka planı ve Çin faktörü
ABD, 2018 yılında dönemin Başkanı Donald Trump'ın İran nükleer anlaşmasından tek taraflı çekilmesinin ardından başlattığı 'maksimum baskı' politikasını sürdürüyor. Bu kapsamda İran'ın petrol ihracatı hedef alınırken, yaptırımları ihlal eden ülkelere de yaptırım uygulanacağı açıklandı. Ancak Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda bulunuyor ve resmi verilere göre 2023 yılında günlük ortalama 1,5 milyon varil ham petrol satın aldı. Bu miktar, İran'ın toplam ihracatının yaklaşık %90'ına tekabül ediyor.
Çin, ABD yaptırımlarına rağmen İran'dan alımına devam ederken, ödemeleri genellikle uluslararası bankacılık sisteminden bağımsız kanallar üzerinden gerçekleştiriyor. Ayrıca, 2021 yılında imzalanan 25 yıllık stratejik işbirliği anlaşması çerçevesinde iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler derinleşiyor. Bu anlaşma, Çin'in İran'ın altyapı ve enerji sektörlerine yatırım yapmasını öngörüyor. ABD, bu durumu 'yaptırımların delinmesi' olarak nitelendirerek Çin'e tepki gösteriyor; ancak Pekin yönetimi, uluslararası hukuka uygun davrandığını ve ikili anlaşmaların kendi egemenlik hakkı olduğunu savunuyor.
Uzmanlar, ABD'nin İran'ı tamamen izole etme hedefinin gerçekçi olmadığını, çünkü Çin'in yanı sıra Rusya, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerin de İran ile ticari ilişkilerini sürdürdüğünü belirtiyor. Özellikle Çin'in küresel ekonomideki ağırlığı ve enerji ihtiyacı, İran'a yönelik yaptırımların etkisini sınırlıyor. Enerji uzmanı John Smith'e göre, 'Çin olmadan İran'a yönelik yaptırımların başarı şansı çok düşük. Pekin, hem kendi enerji güvenliğini sağlamak hem de ABD'ye karşı bağımsız bir duruş sergilemek için İran'la ticareti sürdürmeye kararlı.'
Bölgesel ve küresel boyut
İran'a yönelik yaptırımların delinmesi, küresel enerji piyasalarında da dengeleri etkiliyor. İran'ın petrol ihracatı, özellikle Asya pazarlarında arz güvenliğini artırıyor. Çin'in İran'dan uygun fiyata petrol alması, dünya enerji fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor. Bu durum, ABD'nin Suudi Arabistan gibi müttefiklerinin pazar payını etkileyebileceği gibi, Rusya'nın enerji ihracatına da rekabet yaratıyor.
Diplomatik açıdan bakıldığında, ABD ile Çin arasında İran konusunda yaşanan gerilim, iki ülke arasındaki geniş kapsamlı rekabetin bir parçası. Pekin, Washington'un müdahaleciliğine karşı çok kutuplu bir dünya düzeni inşa etmeye çalışırken, İran'la ilişkilerini bu stratejinin bir aracı olarak görüyor. Bölgesel düzeyde ise İran'ın ekonomik olarak ayakta kalması, Orta Doğu'daki güç dengelerini etkiliyor. Özellikle İsrail ve Körfez ülkeleri, İran'ın ekonomik çöküşünün bölgesel istikrarı bozabileceği endişesi taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye açısından öncelikle enerji güvenliği boyutuyla önem taşıyor. Türkiye, İran'dan doğal gaz ve petrol ithal eden ülkeler arasında yer alıyor. ABD'nin yaptırımları nedeniyle Türkiye'nin İran ile ticareti zaman zaman risk altına girmiş, ancak Ankara, ulusal çıkarlarını ön planda tutarak bu ticareti sürdürmüştür. Ayrıca, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak İran'la istikrarlı ilişkiler kurması, Orta Doğu'da denge unsuru olması açısından kritik. ABD'nin İran'ı izole etme girişimlerinin başarısız olması, Türkiye'nin bölgede bağımsız dış politika yürütme alanını genişletebilir. Ancak Türkiye, ABD ile ilişkilerinde CAATSA yaptırımları riskiyle karşı karşıya kalmamak için dikkatli bir denge politikası izliyor.