ABD yönetimi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya, Batı Şeria'daki Qusra köyünde Filistinli evlerini kuşatan Yahudi yerleşimcileri alenen kınaması çağrısında bulunurken, Fransa bu kişilerin tutuklanması ve yargılanması talebini dile getirdi. Kuşatma nedeniyle Qusra sakinlerinin gıda ve diğer temel ihtiyaçlara erişimi kesilmiş durumda; bölgede yerleşimci şiddeti artış gösteriyor.
Gelişmenin arka planı
Olay, Batı Şeria'nın kuzeyindeki Qusra kasabasında meydana geldi. Çok sayıda silahlı yerleşimci, Filistinli ailelerin evlerini kuşatarak bölgeyi abluka altına aldı. Görgü tanıklarının ifadesine göre, yerleşimciler evlerin çevresine barikatlar kurdu ve köylülerin dışarı çıkmasını engelledi. Kuşatma, yaklaşık üç gündür devam ediyor ve gıda, su ve ilaç gibi temel ihtiyaç malzemelerinin köye ulaşması tamamen durmuş durumda.
ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Başbakan Netanyahu'ya yerleşimci şiddetine yönelik açık bir kınama mesajı iletmesi ve bu tür eylemlerin kabul edilemez olduğunu belirtmesi gerektiği ifade edildi. Açıklamada, "Bu tür yerleşimci saldırıları, bölgedeki güvenliği baltalamakta ve iki devletli çözüm ihtimalini zayıflatmaktadır" denildi. Fransa ise daha sert bir tutum sergileyerek, kuşatmaya katılan yerleşimcilerin derhal tutuklanması ve yargı önüne çıkarılması çağrısında bulundu.
İsrail savunma yetkilileri olaya ilişkin sessizliğini korurken, ordu birliklerinin bölgeye konuşlandırıldığı ancak müdahale etmediği bildiriliyor. Filistin Sivil Savunma ekipleri, kuşatma altındaki köye gıda ve tıbbi yardım ulaştırmak için uluslararası kuruluşlarla koordinasyon halinde olduklarını açıkladı. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2024 yılında Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti olayları bir önceki yıla kıyasla yüzde 40 artış gösterdi.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu olay, İsrail-Filistin çatışmasının Batı Şeria'daki en sıcak noktalarından biri olan Qusra'yı yeniden uluslararası gündeme taşıdı. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yaparken, uluslararası toplumun İsrail yönetimi üzerindeki baskısı artıyor. İnsan hakları örgütleri, yerleşimcilerin cezasız kalmasının şiddeti teşvik ettiğini ve İsrail'in uluslararası hukuk yükümlülüklerini ihlal ettiğini vurguluyor.
Uzmanlar, bu tür yerleşimci saldırılarının, Filistin topraklarının ilhakına yönelik sistematik bir politikanın parçası olduğunu ve iki devletli çözümü fiilen imkânsız hale getirdiğini belirtiyor. Washington'un Netanyahu'ya yönelik bu çağrısı, ABD yönetiminin İsrail'e yönelik geleneksel desteğinde bir kırılmaya işaret etmiyor; ancak seçim yılında artan iç baskılar ve küresel kamuoyundaki tepkiler, Biden yönetiminin İsrail'e karşı daha eleştirel bir dil kullanmasına neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destek çerçevesinde bu tür yerleşimci şiddetini yakından izlemektedir. Ankara, İsrail'in Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşim politikalarını ve yerleşimci saldırılarını daha önce de kınamış, uluslararası topluma İsrail üzerinde baskı kurulması çağrısında bulunmuştu. Bu olay, Türkiye'nin özellikle İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler platformlarında Filistin'e destek politikasını güçlendirme fırsatı sunmaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin bölgede artan nüfuzu ve Filistinli gruplarla ilişkileri, bu tür gelişmelerde Ankara'nın arabuluculuk veya diplomatik girişimlerde bulunmasını gündeme getirebilir. Küresel ölçekte ise, İsrail-Filistin çatışmasındaki bu tırmanma, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikalarını ve bölgesel iş birliklerini dolaylı olarak etkileyebilecek bir belirsizlik yaratmaktadır.