ABD'de 50 yıldır yürürlükte olan Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası (Endangered Species Act - ESA), 'zarar' kavramını yalnızca bireylere verilen doğrudan fiziksel zarar olarak değil, aynı zamanda türlerin hayatta kalması için kritik öneme sahip yaşam alanlarının bozulması olarak da tanımlıyor. Ancak Trump yönetimi, bu tanımı daraltarak yüzlerce türü yok olma riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Uzmanlar, bu adımın ABD'nin biyolojik çeşitlilik koruma çabalarını ciddi şekilde zayıflatabileceği konusunda uyarıyor.
50 Yıllık Koruma Mirası Tehdit Altında
1973 yılında imzalanan ESA, ABD'nin en kapsamlı çevre koruma yasalarından biri olarak kabul ediliyor. Yasa, nesli tehlike altında olan türlerin korunmasını ve bu türlerin yaşam alanlarının (habitat) tahrip edilmesini yasaklıyor. Özellikle 1975 yılında yapılan bir mahkeme kararıyla 'zarar' (harm) teriminin, habitatın kritik derecede bozulmasını da içerdiği hükme bağlanmıştı. Bu karar, 'habitat koruması' kavramının temelini oluşturdu ve birçok türün korunmasında belirleyici oldu.
Ancak 2019'da başlayan ve 2020'de tamamlanan düzenlemelerle, ABD İçişleri Bakanlığı'na bağlı ABD Balık ve Yaban Hayatı Servisi (USFWS) ile Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) Balıkçılık Servisi, 'zarar' tanımını yeniden yorumlayarak yalnızca doğrudan ölüm veya yaralanmaya yol açan eylemleri 'zarar' kapsamına aldı. Bu değişiklik, bir türün yaşam alanının önemli bir bölümünün yok edilmesini veya bozulmasını artık 'zarar' olarak görmüyor; bu da türlerin korunmasında büyük bir boşluk yaratıyor.
Çevre örgütleri ve hukukçular, bu yorumun ESA'nın ruhuna aykırı olduğunu ve yıllardır süren başarılı koruma çalışmalarını geriye götüreceğini belirtiyor. Örneğin, kel kartal, gri kurt ve Amerikan timsahı gibi türlerin neslinin tükenmekten kurtarılmasında ESA'nın habitat koruması kritik bir rol oynamıştı. Uzmanlar, yeni tanımın özellikle iklim değişikliği nedeniyle habitatları daralan türler için yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini vurguluyor.
Yüzlerce Tür Risk Altında
Yapılan analizlere göre, ABD genelinde ESA listesinde bulunan 1.600'den fazla türün yaklaşık üçte biri, doğrudan yaşam alanı kaybı nedeniyle tehdit altında. Yeni düzenlemeyle birlikte, bu türlerin korunması için gerekli habitat korumaları artık uygulanamayacak. Özellikle Kaliforniya'da yaşayan ve sayıları kritik düzeyde azalan San Joaquin tilkisi, alabalık türleri, çöl kaplumbağası ve bazı endemik bitki türleri, bu değişiklikten en çok etkilenecek türler arasında gösteriliyor.
Çevre hukuku uzmanları, 'zarar' tanımındaki bu daralmanın, şirketlerin ve arazi sahiplerinin çevresel etki değerlendirmelerinden kaçınmasına olanak tanıyacağını ve madencilik, tarım, enerji üretimi gibi sektörlerin habitat tahribatını artırabileceğini ifade ediyor. Öte yandan, yönetim yetkilileri, yeni düzenlemenin ESA'nın amaçlarını daha net hale getirdiğini ve ekonomik faaliyetleri sekteye uğratmadan tür korumasını sağlamayı hedeflediğini savunuyor.
Ancak bilim insanları, iklim değişikliğiyle mücadele döneminde habitat korumasının daha da önemli hale geldiğini belirtiyor. Örneğin, deniz seviyesindeki yükselme nedeniyle kıyı sulak alanlarının yok olması, birçok kuş ve deniz canlısı türünü doğrudan tehdit ediyor. Bu alanların korunması, sadece türlerin değil, aynı zamanda insan topluluklarının da iklim değişikliğine karşı dayanıklılığı için kritik.
Trump yönetiminin bu kararı, çevre politikalarında geri adım olarak görülüyor ve eyaletler ile federal hükümet arasında hukuki çekişmelere yol açıyor. Kaliforniya, New York gibi çevre konularında hassas eyaletler, kendi kapsamlı habitat koruma yasalarını çıkarmış olsa da, federal düzeyde atılan bu adımın ulusal ölçekte tür koruma çabalarını derinden etkileyeceği tahmin ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, küresel biyolojik çeşitlilik koruma politikalarını doğrudan etkileyebilir. Türkiye, zengin biyolojik çeşitliliği ve endemik türleriyle önemli bir ülke konumunda; ancak son yıllarda enerji, madencilik ve altyapı projeleri nedeniyle doğal alanların tahribatı artıyor. Türkiye'nin, ABD örneğinden ders çıkararak, ulusal mevzuatında 'habitat koruması' ilkesini güçlendirmesi ve uluslararası sözleşmeler kapsamında (örneğin Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi) yükümlülüklerini yerine getirmesi hayati önem taşıyor. Ayrıca, küresel çevre finansmanı ve iklim diplomasisinde ABD'nin bu yaklaşımı, gelişmekte olan ülkelere olumsuz bir örnek teşkil edebilir; bu nedenle Türkiye'nin uluslararası platformlarda biyolojik çeşitliliğin korunması lehine güçlü bir duruş sergilemesi gerekiyor.