Eski Kanada Başbakan Yardımcısı ve “Wall Street Week” yazarı Chrystia Freeland ile eski ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, küreselleşmenin ticareti ve tedarik zincirlerini silahlandırmaya istekli ülkelere tehlikeli biçimde bağımlı hale geldiğini belirtti. İkili, bu durumun ABD ile müttefikleri arasındaki güveni sarstığını vurguladı. Freeland, Yellen ile paylaştığı görüşleri aktararak, jeopolitik risklerin ekonomik ilişkilerde nasıl merkezi bir yer edindiğini anlattı.
Küreselleşmenin Değişen Dinamikleri
Soğuk Savaş sonrası dönemde küreselleşme, serbest ticaret ve ekonomik entegrasyonun refahı artıracağı varsayımına dayanıyordu. Ancak son yıllarda ticaretin bir silah olarak kullanılması, tedarik zincirlerinin stratejik bir araç haline gelmesi bu varsayımı sarstı. Özellikle Kovid-19 salgını sonrasında yaşanan tedarik krizleri ve Rusya-Ukrayna savaşı, enerji ve gıda güvenliği gibi konularda bağımlılığın risklerini gözler önüne serdi. Freeland ve Yellen, bu gelişmelerin Batı ittifakı içinde güven sorununu derinleştirdiğini ifade ediyor. Yellen, ABD Hazine Bakanı olarak görev yaptığı dönemde, dost ve müttefik ülkelerle ticaretin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu. “Friendshoring” olarak adlandırılan bu yaklaşım, tedarik zincirlerinin güvenilir ortaklara kaydırılmasını öngörüyor. Ancak bu politika, bazı müttefiklerde ABD’nin kendi çıkarlarını öncelemesi olarak yorumlandı ve güven aşınmasına yol açtı.
ABD’nin Müttefiklerle İlişkilerinde Güven Bunalımı
ABD’nin son yıllarda uyguladığı ekonomi politikaları, müttefikleriyle ilişkilerinde zaman zaman gerginliklere neden oldu. Örneğin, Enflasyon Azaltma Yasası (IRA) kapsamında sağlanan sübvansiyonlar, Avrupalı ve Kanadalı şirketlerin aleyhine bir rekabet ortamı yarattığı gerekçesiyle eleştirildi. Ayrıca, çelik ve alüminyum ithalatına getirilen ek vergiler, Kanada ve AB gibi geleneksel müttefiklerin tepkisini çekmişti. Freeland, bu tür politikaların müttefikler arasında güven kaybına yol açtığını, ancak yine de diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini belirtiyor. Yellen ise, küresel ekonominin karşı karşıya olduğu zorlukların ancak işbirliğiyle aşılabileceğini vurguluyor. İkili, ABD’nin müttefikleriyle güveni yeniden inşa etmesi için şeffaflık, tutarlılık ve karşılıklı saygıya dayalı bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ile ilişkilerinde son yıllarda benzer güven sorunları yaşıyor. Özellikle Suriye’deki YPG/PKK unsurlarına verilen destek, F-35 programından çıkarılma ve CAATSA yaptırımları gibi konular Ankara’nın Washington’a yönelik güvenini sarstı. Ticaret ve tedarik zincirlerinin silahlandırılması, Türkiye’nin de savunma sanayisinde yerelleşme ve çeşitlendirme arayışlarını hızlandırdı. ABD’nin müttefikleriyle güveni yeniden inşa etme çabaları, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde de belirleyici olacak. Ankara, hem Rusya hem de Batı ile dengeli ilişkiler yürütürken, ABD’nin tutarlı ve öngörülebilir bir politika izlemesini bekliyor. Küresel ticarette yaşanan dönüşüm, Türkiye’nin jeostratejik konumunu güçlendirebilir; ancak bu, Batı ittifakı içindeki güvenin yeniden tesis edilmesine bağlı.