ABD'li yetkililer, İran'a yönelik devam eden askeri operasyonlar nedeniyle hava savunma mühimmatı stoklarının tehlikeli biçimde azaldığı yönündeki haberlere karşı çıkarak, ülkenin savunma kabiliyetinin zayıfladığı iddialarını reddetti. Pentagon sözcüsü, stokların stratejik ihtiyaçları karşılayacak düzeyde olduğunu savundu, ancak uzmanlar bu güvenceye şüpheyle yaklaşıyor. İran'la yaşanan çatışmanın iki tarafın da savunma kapasitelerini zorladığı bir dönemde, yaşanan bu tartışma, ABD'nin küresel askeri hazırlığının ne ölçüde sürdürülebildiği sorusunu akıllara getirdi.
Gelişmenin arka planı: Stoklar üzerindeki baskı
The Washington Post tarafından geçtiğimiz hafta yayımlanan bir analiz, ABD'nin son yıllarda yaşanan Ukrayna savaşı ve İsrail'in Gazze'deki operasyonları nedeniyle mühimmat tedarikinin sınırlandığını, İran'a yönelik başlatılan son askeri harekatın ise hava savunma füzeleri üzerindeki yükü daha da artırdığını öne sürdü. Analizde, özellikle standart füzeler ve THAAD bataryalarında kullanılan önleyicilerin (interceptor) kritik seviyelerin altına düştüğü belirtildi. Buna karşılık ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, bu iddiaları "temelsiz" olarak nitelendirdi ve stok seviyelerinin ulusal savunma stratejisinin öngördüğü asgari gereksinimlerin üzerinde olduğunu açıkladı.
Öte yandan, Kongre'deki bazı üyeler, Savunma Bakanlığı'nın stok durumuna ilişkin net bir tablo sunmadığını ve daha şeffaf olması gerektiğini dile getirdi. Cumhuriyetçi senatörler, başkanlık seçimlerinin yaklaştığı bu dönemde ordunun caydırıcılık gücünün zayıflamaması için acil bir durum raporu hazırlanmasını talep etti. Demokrat Parti kanadı ise, İran'la yaşanan gerilimin tırmanmasının bir sonucu olarak mühimmat üretiminin artırılması çağrısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut: Orta Doğu'daki güç dengesi
İran'a yönelik operasyonlar, yalnızca ABD'nin değil, aynı zamanda bölgedeki müttefiklerinin de savunma harcamalarını ve mühimmat stoklarını gözden geçirmesine yol açtı. İsrail, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler, ABD'nin savunma şemsiyesi altında güvenliklerini tescil ettirirken, Washington'un bu ülkelere yönelik silah sevkiyatının sürekliliği, bölgesel güç dengeleri açısından kritik önemde. Uzmanlara göre, hava savunma sistemlerindeki darboğaz, ABD'nin Pasifik'te Çin'e karşı yürüttüğü stratejik öncelikleri de olumsuz etkileyebilir.
Küresel ölçekte bakıldığında, ABD'nin mühimmat üretim kapasitesi, Soğuk Savaş sonrası dönemin en düşük seviyelerine gerilemiş durumda. Savunma sanayii şirketleri, üretim hatlarını genişletmek için uzun vadeli sözleşmelere ihtiyaç duyduklarını, ancak hükümetin kısa vadeli siparişlerle bu süreci yönetmeye çalıştığını belirtiyor. Bu durum, ABD'nin müttefiklerine verdiği güvenlik garantilerinin güvenilirliğini tartışmaya açıyor. NATO'nun Avrupa kanadında da benzer endişeler dile getirilirken, Rusya'nın Ukrayna savaşı, mühimmat tüketim hızının beklenenden kat kat fazla olduğunu göstermişti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, savunma sanayiinde yerli ve milli üretim hamleleriyle dışa bağımlılığını azaltmaya çalışırken, ABD'nin mühimmat stoklarındaki bu belirsizlik, Ankara'nın stratejik hesaplamalarında dikkate alacağı bir faktör olarak öne çıkıyor. Türkiye, özellikle hava savunma sistemleri konusunda S-400 ve SIPER gibi farklı kaynaklardan tedarik çeşitliliğine gitmiş olsa da, NATO üyesi olarak ittifak içindeki savunma kapasitesinin güçlü kalması Türkiye'nin çıkarınadır. Ayrıca, ABD'nin İran'a yönelik operasyonlarının bölgede yarattığı gerilim, Türkiye'nin güvenlik ortamını doğrudan etkileyecek nitelikte. Bu nedenle Türkiye, mühimmat üretim kapasitesini artırma ve savunma sanayiinde sürdürülebilirliği sağlama politikalarını hızlandırarak, olası bir tedarik krizine karşı hazırlıklı olmalıdır.