Küresel finans piyasalarının merkezindeki kritik soru, ABD'nin artan borç yüküne rağmen ekonomik istikrarını koruyup koruyamayacağı. Deutsche Bank'ın varlık yönetimi birimi DWS'nin baş stratejisti David Bianco'ya göre, uzun vadeli Hazine tahvil getirileri ve reel faiz oranları son 25 yılın en yüksek seviyelerine tırmandı. Ancak Bianco, bu yükselişin asıl nedeninin enflasyon değil, ABD'nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'nın (GSYH) yüzde 6'sını aşan bütçe açıkları ve toplam borcun GSYH'ye oranındaki hızlı artış olduğunu savunuyor. Bu durum, dünyanın en büyük ekonomisinin mali sürdürülebilirliği konusundaki endişeleri yeniden alevlendiriyor.
Artan Borç Yükü ve Bütçe Açıkları
ABD federal hükümeti, COVID-19 salgını sonrası devasa teşvik paketleri ve altyapı harcamalarıyla birlikte bütçe açıklarını kontrol altına almakta zorlanıyor. Kongre Bütçe Ofisi'nin (CBO) projeksiyonlarına göre, federal borç 2034 yılına kadar GSYH'nin yüzde 116'sına ulaşabilir. Bu oran, İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından görülen seviyeleri bile aşacak nitelikte. Bianco'nun vurguladığı gibi, bu tablo enflasyonist baskılardan bağımsız olarak, devletin borçlanma ihtiyacının artmasına ve tahvil piyasasında arz fazlasına yol açıyor. Uzun vadeli tahvil getirilerinin yükselmesi, hükümetin borçlanma maliyetlerini artırırken, özel sektör yatırımlarını da olumsuz etkileyebilir.
Reel Faizler ve Küresel Etkiler
ABD'deki yüksek reel faiz oranları, dünya genelinde sermaye akışlarını yeniden şekillendiriyor. Gelişmekte olan ülkeler, daha güvenli liman olarak görülen ABD tahvillerine yönelen sermaye nedeniyle kendi para birimlerinde değer kaybı ve borçlanma maliyetlerinde artışla karşı karşıya. Ayrıca, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz politikaları ile Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve diğer merkez bankalarının kararları arasındaki farklar, küresel döviz piyasalarında dalgalanmalara neden oluyor. Uzmanlar, ABD'nin mali sorunlarının çözülmemesi durumunda, küresel finansal istikrarın tehdit altına girebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki yüksek faiz ortamı, gelişmekte olan ülkelerle birlikte Türkiye ekonomisini de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, ihracatının önemli bir kısmını ABD'ye yaparken, dolar cinsinden borçlanma ihtiyacı da sürüyor. ABD tahvil getirilerindeki artış, Türk lirası üzerinde baskı oluşturabilir ve Türkiye'nin dış finansman koşullarını zorlaştırabilir. Ancak Türkiye'nin son dönemde uyguladığı dengeli ekonomi politikaları, bu tür dış şoklara karşı dayanıklılığı artırabilir. Küresel piyasalardaki bu gelişmelerin, Türkiye'nin merkez bankası rezervleri ve enflasyonla mücadelesi üzerinde dolaylı etkileri olması bekleniyor.