ABD, Lübnan ile İsrail arasında devam eden deniz sınırı müzakerelerinin beşinci turuna ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İki ülke arasındaki bu kritik görüşmeler, Doğu Akdeniz’deki zengin doğal gaz yataklarının paylaşımı ve deniz yetki alanlarının belirlenmesi açısından büyük önem taşıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın arabuluculuğunda gerçekleşecek olan turun, taraflar arasında kalıcı bir anlaşmaya varılması yolunda önemli bir adım olması bekleniyor.
Gelişmenin arka planı
Lübnan ve İsrail arasındaki deniz sınırı anlaşmazlığı, onlarca yıldır süregelen bir ihtilafın merkezinde yer alıyor. Özellikle 2000’li yılların başında Doğu Akdeniz’de keşfedilen dev doğal gaz rezervleri, bu anlaşmazlığı daha da kritik hale getirdi. İsrail, Leviathan ve Tamar gibi sahalardan gaz çıkarırken, Lübnan da kendi kıyılarında benzer kaynakların bulunduğunu iddia ediyor. Taraflar arasında 2020 yılında başlayan dolaylı müzakereler, ABD’nin yoğun diplomatik çabaları sonucu bugüne kadar ulaştı.
Bölgesel veya küresel boyut
Doğu Akdeniz’deki enerji jeopolitiği, yalnızca Lübnan ve İsrail’i değil, aynı zamanda Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Bölgede keşfedilen gaz rezervleri, Avrupa’nın enerji arz güvenliği açısından stratejik bir öneme sahip. Ancak Lübnan-İsrail anlaşmazlığı, bölgedeki enerji iş birliğinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. ABD’nin arabuluculuğunda ilerleyen süreç, aynı zamanda Washington’un Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu koruma çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan-İsrail deniz sınırı müzakereleri, Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikasını doğrudan etkileyebilecek bir gelişme. Türkiye, bölgedeki enerji kaynaklarının paylaşımında kendi haklarını korumaya çalışırken, Libya ile yaptığı deniz yetki alanı anlaşmasıyla da alternatif bir harita çizmişti. Lübnan ile İsrail arasında varılacak bir anlaşma, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki pozisyonunu güçlendirebileceği gibi, aleyhine bir durum da yaratabilir. Bu nedenle Ankara’nın süreci yakından izlemesi ve gerektiğinde diplomatik girişimlerde bulunması bekleniyor.