Bir federal yargıç, Trump yönetiminin Ek Gıda Yardımı Programı (SNAP) kapsamında soda ve şekerli içecek alımını yasaklama girişimini engelledi. Columbia Bölge Mahkemesi Yargıcı Beryl A. Howell, 7 Mart 2025 tarihli kararında, Tarım Bakanlığı'nın (USDA) SNAP kullanıcılarının hangi gıdaları satın alabileceğine dair yetkisini aştığına hükmetti. Karar, milyonlarca düşük gelirli Amerikalıyı ilgilendiren programda, kongrenin 'gıda' tanımının USDA tarafından keyfi olarak değiştirilemeyeceğini vurguluyor. Bu karar, beslenme politikaları ve kamu sağlığı arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme taşıdı.
Gelişmenin arka planı: Kongre yetkisi ve yürütme gücü çatışması
Trump yönetimi, 2024 yılında SNAP yararlanıcılarının soda ve diğer şekerli içecekleri satın almasını yasaklayan bir düzenleme çıkarmıştı. USDA, bu adımı obezite ve diyabet gibi sağlık sorunlarıyla mücadele kapsamında gerekçelendirmişti. Ancak mahkeme, Kongre'nin 2008 Gıda ve Beslenme Yasası'nda 'gıda' kavramını açıkça tanımladığını ve bu tanımın soda gibi içecekleri kapsadığını belirtti. Yargıç Howell, 'Kongre, 'gıda' nın ne olduğunu tanımladı ve ajansa bu tanımı değiştirme veya feragat etme yetkisi vermedi' ifadelerini kullandı.
Programın yıllık bütçesi 85 milyar doları bulan SNAP, 41 milyondan fazla kişiye gıda yardımı sağlıyor. Yasağın savunucuları, sodayı program dışında bırakarak sağlıksız seçimleri caydırmanın devlet harcamalarını azaltacağını ve halk sağlığını iyileştireceğini ileri sürüyordu. Karşıtları ise bu tür kısıtlamaların düşük gelirli bireylerin seçim özgürlüğünü kısıtladığını ve programın idari yükünü artırdığını savunuyor. Mahkeme kararı, bu tartışmaya geçici bir nokta koydu ancak taraflar temyiz yoluna başvurabilecek.
Bölgesel ve küresel boyut: Beslenme politikaları ve ticari etkiler
Karar yalnızca ABD iç siyasetini değil, küresel gıda ve içecek endüstrisini de yakından ilgilendiriyor. Coca-Cola ve PepsiCo gibi devlerin yoğun lobi faaliyetleri, bu tür yasakların önünde engel olarak görülüyor. ABD'de şekerli içecek tüketimi, Meksika ve Brezilya gibi ülkelerde uygulanan şeker vergilerine benzer önlemlerle kısıtlanmaya çalışılıyor. Ancak SNAP üzerinden dolaylı bir yasak yerine doğrudan vergilerin daha etkili olduğu kanısı yaygın. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şekerli içeceklerin obezite ve kronik hastalıklarla bağlantısını vurgularken, ABD'deki bu gelişme, beslenme politikalarının yasal sınırlarını gösteriyor.
Mahkeme kararı, ayrıca yürütme gücünün sınırlarına dair önemli bir emsal teşkil ediyor. Gelecekte benzer sağlık gerekçeli düzenlemelerin -mesela fast food veya işlenmiş gıda yasakları- Kongre onayı olmadan uygulanması zorlaşabilir. Bu durum, ABD'deki muhafazakar ve liberal gruplar arasında 'devlet müdahalesi' ve 'bireysel özgürlük' tartışmalarını yeniden alevlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de benzer bir tartışma yaşanmasa da, bu karar dolaylı etkiler doğurabilir. ABD'nin gıda yardım politikaları, Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlar aracılığıyla gelişmekte olan ülkelerdeki beslenme programlarını etkileyebilir. Öte yandan, Türkiye'de şekerli içeceklere yönelik ÖTV oranları yüksek; ancak soda tüketimi ABD seviyesinde değil. Karar, Türkiye'nin kamu sağlığı politikalarında yasakçı yaklaşımlar yerine mali teşvik veya eğitim yöntemlerini tercih etmesi gerektiğine işaret ediyor. Ayrıca, ABD yargısının yürütme gücünü dengeleme rolü, Türkiye'deki hukuk sistemiyle karşılaştırmalı analizler için bir örnek oluşturabilir.