ABD, 2026'da 250. kuruluş yıl dönümünü kutlamaya hazırlanırken, dünyanın süper gücünün küresel arenadaki konumu giderek sorgulanıyor. Yeni bir ampirik araştırma, Amerika'nın ekonomik, askeri ve teknolojik üstünlüğünün son yirmi yılda belirgin şekilde aşındığını ve diğer ülkelerle arasındaki farkın daraldığını gösteriyor. Soğuk Savaş'ın bitiminden bu yana tek kutuplu sistemin mimarı olan ABD, Çin'in yükselişi ve çok kutuplu dünya düzeninin pekişmesiyle birlikte eski tartışılmaz gücünü kaybetme sürecinde.
Gelişmenin arka planı
Araştırmaya göre, ABD'nin küresel GSYİH içindeki payı 2000 yılında yüzde 30 seviyesindeyken bugün yüzde 24'e geriledi. Savunma harcamalarında hâlâ dünyanın en büyük bütçesine sahip olsa da, Çin'in savunma bütçesi 2000'de ABD'nin yüzde 10'u iken şimdi yüzde 50'sine ulaştı. Teknoloji alanında ise 5G, yapay zeka ve kuantum bilgisayar gibi kritik sektörlerde Çin ve AB ile rekabet giderek kızışıyor. Araştırmanın yazarları, "ABD'nin gücü mutlak anlamda hala büyük, ancak göreceli olarak azalıyor" ifadesini kullanıyor.
Bunun yanında, ABD'nin yumuşak gücünde de erozyon yaşanıyor. Dünya genelinde yapılan anketlerde ABD'ye olan güven, özellikle Irak ve Afganistan müdahaleleri sonrası azalmış durumda. Trump dönemindeki "önce Amerika" politikaları ve uluslararası anlaşmalardan çekilmeler, Washington'ın ittifak sistemine olan bağlılığını sorgulatırken, Biden yönetimi bu güveni yeniden tesis etmeye çalışıyor ancak sonuçlar sınırlı kalıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'nin azalan baskınlığı, dünya genelinde jeopolitik dengeleri etkiliyor. Çin, Asya-Pasifik'te askeri varlığını artırırken, Rusya Ukrayna savaşı ile Batı'ya meydan okuyor. ABD'nin eski müttefikleri Türkiye, Suudi Arabistan ve Hindistan gibi ülkeler, daha bağımsız dış politikalar izlemeye başladı. Bu durum, küresel yönetişimin daha karmaşık hale geldiğini ve yeni güç merkezlerinin ortaya çıktığını gösteriyor.
Ekonomik cephede ise ABD, Çin ile ticaret savaşlarını sürdürürken, yarı iletken ve nadir toprak elementleri gibi stratejik sektörlerde tedarik zincirlerini çeşitlendirme çabası içinde. Ancak bu çabaların sonuç vermesi yıllar alabilir. Uzmanlar, "ABD'nin hegemonyasının sonu değil, dönüşümü yaşanıyor" diyerek, Washington'ın yeni koşullara uyum sağlamak zorunda olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin göreceli güç kaybı, Türkiye gibi NATO müttefiki ve bölgesel aktörler için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Zayıflayan ABD liderliği, Türkiye'nin bağımsız dış politika manevra alanını genişletebilir; ancak aynı zamanda ittifak sisteminin belirsizleşmesi güvenlik ikilemi yaratabilir. Ekonomik olarak, Çin ve Rusya ile yakınlaşma seçenekleri artarken, ABD'nin teknolojik yaptırımları Türkiye'nin savunma sanayini olumsuz etkileyebilir. Sonuçta, Türkiye çok kutuplu dünyada daha dengeli bir konumlanma stratejisi izlemek durumundadır.