ABD'nin küresel liderliği artık tartışmaya açık bir konu haline geldi. Şanghay Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Dekanı ve önde gelen Çinli ABD uzmanı Wu Xinbo'ya göre, Amerika'nın dünya üzerindeki hakimiyetinin güneşi batıyor. Wu, SCMP'ye verdiği kapsamlı mülakatta, ABD dış politikasındaki değişimlerin iki ülke arasındaki ilişkileri nasıl dönüştürdüğünü ve Çin'in bu yeni dengede nasıl bir rol oynayacağını değerlendiriyor.
Gelişmenin arka planı: ABD hegemonyasının çöküşü
Wu Xinbo, ABD'nin Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dünya düzeninin artık sona erdiğini savunuyor. Ona göre, ABD'nin askeri, ekonomik ve teknolojik üstünlüğü, Çin'in yükselişi ve diğer bölgesel güçlerin artan etkisiyle birlikte aşınıyor. Özellikle Trump döneminde başlayan ve Biden yönetimiyle devam eden "Amerika Önce" politikaları, ABD'nin geleneksel müttefikleriyle ilişkilerini zedeledi ve uluslararası kurumlara olan güveni sarstı. Wu, Çin-ABD rekabetinin sadece askeri değil, aynı zamanda teknolojik, ekonomik ve politik alanlarda da kendini gösterdiğini belirtiyor.
Wu, Çin'in son kırk yılda kaydettiği ekonomik büyümenin, ABD'nin küresel ticaretteki payını azalttığını ve Pekin'in uluslararası kurumlarda daha fazla söz sahibi olmasını sağladığını ifade ediyor. Özellikle Asya'da, Çin'in bölgesel ticaret anlaşmaları ve altyapı projeleri (Kuşak ve Yol Girişimi) sayesinde nüfuzu artarken, ABD'nin etkisi görece azalıyor. Wu'ya göre bu dönüşüm, tek kutupluluktan çok kutupluluğa geçişin doğal bir sonucu.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir dünya düzeni mi?
Wu Xinbo, ABD-Çin arasındaki gerilimin sadece iki ülkeyi değil, tüm küresel sistemi etkilediğini vurguluyor. Asya-Pasifik bölgesinde ABD'nin müttefikleri (Japonya, Güney Kore, Avustralya) ile Çin arasındaki rekabet, Tayvan sorunu ve Güney Çin Denizi'ndeki anlaşmazlıklar, bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Wu, ABD'nin Çin'i çevreleme politikalarının (AUKUS, QUAD gibi ittifaklar) aslında iki ülke arasındaki güvensizliği derinleştirdiğini ve işbirliği alanlarını daralttığını söylüyor. Öte yandan, iklim değişikliği, pandemi sonrası ekonomik toparlanma ve nükleer silahların yayılmasını önleme gibi konularda iki ülkenin işbirliği yapması gerektiğini de belirtiyor. Wu'ya göre, ABD'nin hegemonyasının sona ermesi kaçınılmaz görünse de, bu durumun kaosa yol açmaması için Çin ve ABD'nin bir tür dengeli rekabet ve seçici işbirliği mekanizması geliştirmesi şart.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin küresel egemenliğinin azalması ve Çin'in yükselişi, Türkiye için fırsatlar ve riskler barındırıyor. Ankara, ABD ile olan geleneksel ittifak ilişkisinde sık sık gerilim yaşarken, Çin ile ekonomik işbirliğini (Kuşak ve Yol, ticaret, turizm) derinleştirmeye çalışıyor. Bu denge arayışı, Türkiye'ye iki büyük güç arasında manevra alanı sağlayabilir. Ancak ABD'nin Çin'e yönelik baskıları (örneğin teknoloji ambargoları) Türk şirketlerini de etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesi bölgesel boşluk yaratırken, Çin'in bu boşluğu doldurma potansiyeli Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye'nin, bu dönüşüm sürecinde çıkarlarını korumak için çok boyutlu ve esnek bir dış politika izlemesi kritik önem taşıyor.