ABD Dışişleri Bakanlığı, Pazartesi günü yayımladığı kapsamlı bir raporda, Küba rejimini 1960'lardan bu yana ABD'deki çeşitli protesto hareketleriyle ilişkilendirdi. 100 sayfalık belge, özellikle 2020 yılında George Floyd'un öldürülmesinin ardından patlak veren kitlesel gösterilere atıfta bulunarak, Küba'nın bu olaylarda aktif bir rol oynadığını öne sürdü. Raporda, Küba rejiminin “küresel bir protesto ağının kalbi” olarak işlev gördüğü ve ABD'deki toplumsal hareketleri finanse edip yönlendirdiği iddia ediliyor.
Raporun arka planı ve iddialar
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın “Küba'nın ABD'deki Protestolara Müdahalesi” başlıklı raporu, Soğuk Savaş döneminden günümüze kadar uzanan bir etki ağını belgelemeyi amaçlıyor. Rapora göre, Küba hükümeti 1960'lardan itibaren ABD'deki sivil haklar hareketinden çevre aktivizmine, işçi eylemlerinden ırksal adalet protestolarına kadar pek çok gösteride parmağı olan bir “küresel etki operasyonu” yürütüyor. Özellikle George Floyd'un öldürülmesinin ardından başlayan Black Lives Matter (BLM) protestoları sırasında Küba'nın sosyal medya kampanyaları ve finansal destek sağladığı iddia ediliyor.
Raporda, Küba'nın sadece ABD'de değil, Latin Amerika, Avrupa ve Afrika'daki protesto hareketlerine de müdahale ettiği belirtiliyor. İddialar arasında, Küba istihbaratının protestoları koordine etmek için Amerikan vatandaşlarını kullandığı ve Havana'nın bu amaçla yılda milyonlarca dolar harcadığı yer alıyor. Ancak rapor, somut kanıtlardan çok istihbarat değerlendirmelerine ve açık kaynaklara dayandığı için eleştirilere hedef oldu.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu rapor, ABD ile Küba arasındaki gergin ilişkilerin yeni bir boyutunu ortaya koyuyor. Trump yönetimi döneminde Küba'ya yönelik yaptırımların artırılmasının ardından, Biden yönetimi de benzer bir çizgi izleyerek Havana'yı uluslararası toplumda yalnızlaştırmaya çalışıyor. Ancak raporun yayımlandığı dönem, Küba'nın ciddi bir ekonomik kriz ve toplumsal huzursuzlukla boğuştuğu bir zamana denk geliyor. ABD'nin bu iddiaları, Havana'yı daha da zor durumda bırakmayı amaçlıyor olabilir.
Küba ise raporu sert bir dille reddetti. Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez, yaptığı açıklamada, raporun “asılsız ve iftira dolu” olduğunu belirterek, ABD'nin iç işlerine karışmakla suçladığı Kişi'yı asıl kendisinin diğer ülkelerin işlerine karıştığını söyledi. Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel ise raporu “emperyalist propaganda” olarak nitelendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin ABD ve Küba ile ilişkileri açısından dolaylı bir öneme sahip. Türkiye'nin Küba ile diplomatik ve ticari bağları sınırlı olsa da ABD'nin Küba'ya yönelik baskıları, genel olarak Latin Amerika'da yeni bir soğuk savaş döneminin habercisi olabilir. Bu durum, Türkiye'nin bölgedeki ticari ve siyasi çıkarlarını etkileyebilir. Ayrıca ABD'nin protesto hareketlerine dış müdahale iddiaları, Türkiye'nin kendi iç güvenlik politikaları açısından emsal teşkil edebilir; Ankara, benzer iddialarla karşı karşıya kalan ülkelerle dayanışma içinde olmayı tercih edebilir. Küresel bir güç olarak ABD'nin bu tür raporları, uluslararası hukuk ve diplomasi açısından tartışma konusu olacaktır.