ABD'deki işverenler, son üç yıldır neredeyse çift haneli sağlık maliyeti artışlarının etkisiyle sarsılırken, 2027 yılında da benzer bir tabloyla karşı karşıya kalacaklarını öngören yeni bir rapor yayımlandı. Kaiser Aile Vakfı (KFF) tarafından hazırlanan analize göre, işveren tabanlı sağlık sigortası primlerindeki artış eğilimi önümüzdeki yıl da sürecek.
Artan sağlık maliyetlerinin arka planı
KFF raporu, özellikle büyük işletmelerin sağlık sigortası primlerindeki artışın 2027'de de yaklaşık yüzde 10 seviyesinde gerçekleşeceğini ortaya koyuyor. Bu oran, son üç yıldır devam eden yüksek enflasyon ve sağlık hizmetleri talebindeki artışla birlikte işverenlerin bütçelerini zorlamaya devam ediyor. Raporda, prim artışlarının yanı sıra çalışanların cepten yaptığı harcamaların da arttığına dikkat çekiliyor.
Uzmanlar, bu artışın arkasında yatan temel faktörler arasında ilaç fiyatlarındaki yükseliş, kronik hastalıkların tedavi maliyetlerindeki artış ve sağlık sektöründeki konsolidasyonun etkili olduğunu belirtiyor. Özellikle diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklara yönelik yeni nesil tedavilerin yüksek maliyetleri, işverenlerin sağlık planlarını yeniden değerlendirmesine neden oluyor.
KFF Kıdemli Başkan Yardımcısı Gary Claxton, yaptığı açıklamada, “İşverenler, çalışanlarına kapsamlı sağlık sigortası sunmaya devam etmek istiyor ancak maliyetler hızla artarken, bu zorluğun üstesinden gelmenin yollarını arıyorlar. Bu durum, primlerdeki artışın yanı sıra, işverenlerin daha yüksek katılım payları veya daha kısıtlı sağlık ağları gibi maliyet paylaşımı önlemlerine yönelmesine neden oluyor” ifadelerini kullandı.
Raporda, küçük işletmelerin büyük işletmelere kıyasla daha yüksek maliyet artışlarıyla karşı karşıya kaldığına da dikkat çekiliyor. Küçük işletmeler, daha az çalışanı sigortalattıkları için risk havuzları daha küçük ve pazarlık güçleri daha sınırlı. Bu durum, küçük işletmelerin sağlık sigortası sunma kapasitesini her geçen yıl daha da azaltıyor.
Küresel ve bölgesel boyut
ABD'deki sağlık maliyetlerindeki bu artış, sadece ülke içindeki işverenleri etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda küresel ekonomik dinamikleri de etkiliyor. ABD merkezli çok uluslu şirketler, dünya genelindeki operasyonlarında sağlık sigortası maliyetlerini yönetmek zorunda kalıyor. Bu durum, küresel rekabet gücü üzerinde de baskı oluşturuyor.
Öte yandan, ABD sağlık sisteminin yüksek maliyeti, ülkenin toplam ekonomik büyümesi üzerinde de olumsuz bir etkiye sahip. Sağlık harcamaları, gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) neredeyse beşte birini oluşturuyor. Bu oran, diğer gelişmiş ülkelerin çok üzerinde. Uzmanlar, bu eğilimin sürdürülebilir olmadığını ve sağlık sisteminde köklü reformlar yapılması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki sağlık maliyetlerindeki artış, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de, küresel ekonomik dengeler üzerinden dolaylı etkiler yaratabilir. Özellikle ilaç ve tıbbi cihaz fiyatlarında ABD pazarındaki artışlar, Türkiye'nin ithalat maliyetlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türk şirketlerinin ABD'de faaliyet gösteriyor olması durumunda, bu şirketler de artan sağlık sigortası maliyetleriyle karşı karşıya kalabilir. Türkiye'nin kendi sağlık sisteminde yapacağı reformlar, bu tür küresel maliyet baskılarından korunmada önemli bir rol oynayabilir.