ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı ve tarihsel olarak en geniş muhalefetle karşılanan savaş, beşinci ayını doldururken, Amerikan halkı bu çatışmanın faturasını ödemeye devam ediyor. Ülke genelinde, savaşı destekleyenler de karşı çıkanlar da artan yaşam maliyetlerinden ve belirsizlikten şikayetçi. "Her şeyi alt üst etti" diyor bir Kaliforniyalı; "Savaş yüzünden benzin fiyatları tavan yaptı, market alışverişi bile lüks oldu." İktidar, bu savaşın kısa süreceğini ve zaferle sonuçlanacağını söylemişti; ancak beş aydır devam eden çatışma, hem cephede hem de ev cephesinde derin yaralar açıyor. Kamuoyu yoklamaları, Amerikalıların büyük çoğunluğunun bu savaşı anlamsız bulduğunu gösteriyor, ancak hükümetin politikasını etkileyecek somut bir adım henüz görünmüyor.
Savaşın Amerikan ekonomisine maliyeti her geçen gün artıyor
Savaşın başlamasıyla birlikte, enerji fiyatları küresel piyasalarda sert bir yükseliş kaydetti. ABD'nin benzin fiyatları, İran gerilimi öncesine göre ortalama yüzde 40 arttı. Bu artış, doğrudan tüketiciye yansıyor; özellikle düşük gelirli aileler, ulaşım ve ısınma maliyetlerini karşılamakta zorlanıyor. Aynı zamanda, tedarik zincirlerinde yaşanan aksamalar nedeniyle temel gıda ürünlerinin fiyatları da yükseldi. Orta Batı'daki bir çiftçi, "Yakıt fiyatları %50 arttı, gübre fiyatları uçtu. Üretim maliyetlerimi karşılamam imkansız" diyor.
Savaşın getirdiği ekonomik yük, yalnızca enerji ve gıda ile sınırlı değil. ABD hükümeti, askeri operasyonlar için milyarlarca dolar ek bütçe ayırırken, bu kaynakların eğitim, sağlık ve altyapı gibi alanlardan aktarılması, iç politikada tartışmalara yol açıyor. Eski bir Pentagon yetkilisi olan Mark Thompson, "Savaşın gerçek maliyeti sadece bütçedeki rakamlar değil; aynı zamanda ülkenin geleceğine yapılamayan yatırımlar" değerlendirmesinde bulunuyor.
Ekonomik sıkıntılar, savaş karşıtı hareketi de güçlendiriyor. New York'ta düzenlenen savaş karşıtı gösteriye katılan bir öğretmen, "Bu savaş ne için? Kimin çıkarına? Sadece silah lobisi kazanıyor, halk ödüyor" ifadelerini kullanıyor.
Bölgesel istikrarsızlık küresel piyasaları tehdit ediyor
İran'a yönelik operasyonlar, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da bozdu. Hürmüz Boğazı'nda tansiyonun yükselmesi, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik su yolunu tehdit ediyor. Petrol fiyatları, savaşın başladığı ilk haftalarda varil başına 120 doların üzerine çıkarak üç yılın zirvesini gördü. Uzmanlar, çatışmanın uzaması durumunda fiyatların daha da yükselebileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgedeki istikrarsızlık, sadece enerji fiyatlarını değil, uluslararası ticareti de etkiliyor. Kızıldeniz'deki güvenlik tehditleri, Avrupa ve Asya arasındaki deniz taşımacılığını yavaşlatıyor, navlun ücretlerini artırıyor. Küresel tedarik zincirlerindeki bu aksamalar, enflasyonist baskıları daha da derinleştiriyor. IMF, savaşın küresel ekonomik büyümeyi 0,5 puan aşağı çekebileceğini tahmin ediyor.
Savaşın bir diğer sonucu, mülteci krizi oldu. İran'ın komşularına ve Avrupa'ya yönelik göç dalgası, sınır güvenliğini ve insani kaynakları zorluyor. Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı (UNHCR), bölgede 2 milyondan fazla insanın yerinden edildiğini bildiriyor. Bu durum, özellikle Avrupa ülkelerinde siyasi gerilimleri artırıyor, aşırı sağ partilerin güçlenmesine zemin hazırlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve bölgedeki etkin konumu nedeniyle bu savaştan doğrudan etkileniyor. Çatışmanın uzaması, Türkiye'nin güvenliğini tehdit ederken, bölgedeki güç dengelerini de değiştiriyor. ABD-İsrail'in İran'a yönelik operasyonları, Türkiye'nin enerji tedarikinde önemli bir rol oynayan Hazar ve Orta Doğu enerji koridorlarını riske atıyor. Ayrıca, savaşın getirdiği mülteci akını, Türkiye'nin üzerindeki göç yükünü artırabilir.
Türkiye, savaşın başından bu yana itidalli bir tutum izleyerek diplomatik çözüm çağrısında bulundu. Ancak bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki askeri operasyonlarını ve PKK ile mücadelesini de etkileyebilir. Bu nedenle, Ankara'nın hem bölgesel aktörlerle hem de küresel güçlerle denge politikasını sürdürmesi kritik önem taşıyor. Enerji maliyetlerinin artması, Türkiye'nin cari açığı üzerinde baskı oluşturabilir.