Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail arasındaki gerilimin tırmanması, uluslararası kamuoyunda bu tarihi müttefikliğin sonuna yaklaşılıp yaklaşılmadığı sorusunu gündeme getiriyor. On yıllardır aralıksız devam eden stratejik ortaklık, son dönemde yaşanan diplomatik çatlakların gölgesinde sorgulanır hale geldi. İsrail’in Batı Şeria’daki yeni yerleşim birimlerine onay vermesi, İran nükleer anlaşması konusundaki görüş ayrılıkları ve Filistin meselesine yaklaşımdaki farklılıklar, iki ülke arasındaki bağların hiç olmadığı kadar gerilmesine yol açtı.
Gelişmenin Arka Planı
ABD-İsrail ilişkileri, özellikle 1948’de İsrail’in kuruluşundan bu yana benzersiz bir karakter taşıdı. Washington, Tel Aviv’e her yıl milyarlarca dolar askeri yardım sağlarken, Birleşmiş Milletler’de İsrail aleyhine alınan kararların çoğunu veto etti. Ancak Başkan Joe Biden yönetimi, selefi Donald Trump’ın İsrail’e tam destek politikasını kısmen terk ederek daha dengeli bir yaklaşım benimsedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yargı reformu girişimleri ve Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerini hızlandırması, Biden yönetiminin tepkisini çekti. ABD Dışişleri Bakanlığı, yerleşimlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurgularken, Netanyahu hükümeti bu uyarıları dikkate almadı. Ayrıca, Suudi Arabistan ile normalleşme müzakerelerinin durması ve İran’ın nükleer programı konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, tansiyonu daha da yükseltti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İsrail ilişkilerindeki bu çatlak, Ortadoğu’daki dengeleri de etkiliyor. Filistin yönetimi, ABD’nin İsrail’e yönelik eleştirilerini artırmasını memnuniyetle karşılarken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Arap ülkeleri, bu gelişmeyi bölgesel istikrar açısından izliyor. Rusya ve Çin ise ABD’nin İsrail’den uzaklaşmasını kendi nüfuz alanlarını genişletmek için bir fırsat olarak değerlendirebilir.
İsrail’in en büyük güvenlik endişelerinden biri olan İran meselesi, iki ülke arasındaki en kritik başlıklardan biri olmaya devam ediyor. Biden yönetimi, Viyana’da İran’la nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için görüşmeler yaparken, Netanyahu hükümeti bu anlaşmayı “tarihi bir hata” olarak nitelendiriyor. Ayrıca, Çin’in bölgedeki artan ekonomik ve askeri varlığı, ABD’nin Ortadoğu’daki önceliklerini yeniden tanımlamasına neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İsrail ilişkilerindeki bu gerilim, Türkiye için önemli jeopolitik fırsatlar ve riskler barındırıyor. Ankara’nın Filistin meselesindeki geleneksel duruşu ve son dönemde İsrail’e yönelik eleştirileri, ABD’nin pozisyonuyla kısmi bir örtüşme gösterebilir. Ancak Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji politikaları ve Kıbrıs konusunda ABD-İsrail-Yunanistan eksenine karşı denge arayışı, bu yeni dönemde daha da belirginleşebilir. Türkiye, ABD’nin İsrail’den uzaklaşmasını, kendi bölgesel nüfuzunu artırmak için bir fırsata dönüştürebilir. Ancak İran’ın nükleer programı ve Rusya’nın Suriye’deki varlığı gibi konularda, ABD ile çıkar çatışmaları yaşanması olasıdır. Özetle, Türkiye’nin bu süreçte hem ABD hem de İsrail ile pragmatik bir diplomasi yürütmesi bekleniyor.