ABD'nin İran'a yönelik on yıllardır süren yaptırım politikası, Tahran'ı ekonomik olarak boğmayı ve rejimi dizginlemeyi hedefliyor. Ancak İran, bu baskıya rağmen ayakta kalmayı başarıyor. Peki, İran'ın ekonomik dayanıklılığının arkasında ne var? ABD'nin tüm çabalarına rağmen İran'ı neden stratejik olarak köşeye sıkıştıramıyor?
İran'ın Ekonomik Dayanıklılığının Kaynakları
İran, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana çeşitli yaptırım dalgalarına maruz kaldı. Özellikle 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilmesi ve ardından uygulanan "maksimum baskı" politikası, İran ekonomisini ciddi şekilde sarstı. İran para birimi riyal, rekor seviyelerde değer kaybetti, enflasyon çift haneli rakamlara ulaştı ve petrol ihracatı günlük 2,5 milyon varilden 500 bin varilin altına düştü. Ancak İran, bu koşullara uyum sağlamayı başardı.
İran'ın dayanıklılığının ilk kaynağı, kayıt dışı ekonomi ve yaptırım kaçakçılığı ağları. İran, Irak, Afganistan, Pakistan ve Körfez ülkeleri üzerinden yürüttüğü gayri resmi ticaretle petrol ve doğalgazını satmaya devam ediyor. Özellikle Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda; Tahran, Pekin'e indirimli fiyatlarla petrol sağlıyor ve karşılığında mal ve hizmet alıyor. Bu ticaret, büyük ölçüde ABD doları dışındaki para birimleriyle veya takas yöntemiyle yapılıyor.
İkinci olarak, İran ekonomisi devlet kontrolündeki şirketler ve İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na (IRGC) bağlı holdingler aracılığıyla yönetiliyor. Bu yapılar, yaptırımlara rağmen iç piyasada ve bölgesel ticarette etkinlik gösteriyor. Ayrıca İran, sanayi ve tarımda kendine yeterliliği artırmaya yönelik adımlar attı; gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçlarda dışa bağımlılığı azalttı.
Üçüncü faktör, İran'ın bölgesel müttefikleri ve vekil güçleri. Suriye, Lübnan'daki Hizbullah, Irak'taki Şii milisler ve Yemen'deki Husiler, İran'a hem siyasi hem ekonomik nüfuz alanı sağlıyor. Bu ağlar sayesinde İran, yaptırımları delen ticaret yolları ve finansal kanallar oluşturabiliyor. Örneğin, Irak üzerinden yapılan enerji ticareti ve döviz transferleri, İran'ın rezervlerini güçlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları, yalnızca ekonomik bir araç değil, aynı zamanda jeopolitik bir mücadele. İran, Rusya ve Çin ile ilişkilerini derinleştirerek Batı'nın baskısını dengeliyor. 2021'de İran, Çin ile 25 yıllık kapsamlı bir işbirliği anlaşması imzaladı. Bu anlaşma, enerji, altyapı ve güvenlik alanlarında işbirliğini öngörüyor. Ayrıca İran, Rusya ile Suriye'deki askeri koordinasyonunu sürdürüyor ve Avrasya Ekonomik Birliği ile ticaret anlaşmaları yapıyor.
Öte yandan, İran'ın nükleer programı ve balistik füze denemeleri, Batı'nın yaptırım gerekçelerini oluşturuyor. Ancak İran, nükleer faaliyetlerini "barışçıl" olarak nitelendiriyor ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile yaşanan anlaşmazlıklar, gerilimi tırmandırıyor. ABD, İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için askeri seçeneği masada tutuyor, ancak bu seçenek bölgesel bir savaşı tetikleyebilir.
İran'ın dayanıklılığı, aynı zamanda Ortadoğu'daki güç dengelerini etkiliyor. Suudi Arabistan ve İsrail gibi ABD müttefikleri, İran'ın yayılmacı politikalarından endişe duyuyor. 2020'de ABD'nin İranlı general Kasım Süleymani'yi öldürmesi, gerilimi zirveye taşımıştı. Buna rağmen İran, misilleme olarak Irak'taki ABD üslerine füze saldırıları düzenledi ve vekil güçleri aracılığıyla baskıyı sürdürdü. Bu olay, İran'ın askeri kapasitesini ve caydırıcılığını gösterdi.
Küresel enerji piyasaları açısından da İran önemli bir aktör. Yaptırımlara rağmen İran petrolü, özellikle Asya piyasalarında alıcı buluyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, İran'ın ihracatını kısmen telafi etmesine olanak tanıyor. Ayrıca İran, doğalgazda da Türkiye ve Irak gibi komşularına satış yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın ekonomik dayanıklılığı ve ABD yaptırımlarının sınırlı etkisi, Türkiye için hem fırsat hem risk barındırıyor. Türkiye, İran ile ticari ilişkilerini sürdürüyor; doğalgaz alımı ve sınır ticareti devam ediyor. Ancak ABD yaptırımlarına uymama, Türkiye'yi yaptırım riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Öte yandan, İran'ın bölgesel istikrarsızlığı, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırıyor. Türkiye, İran ile ilişkilerinde denge gözeterek hem ekonomik çıkarlarını korumaya hem de Batı ile ittifakını sürdürmeye çalışıyor. Uzun vadede, İran'ın nükleer programı ve bölgesel yayılmacılığı, Türkiye için stratejik bir belirsizlik unsuru olmaya devam edecek.