ABD, İran ve bölgedeki vekil güçlerine yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırarak, Ortadoğu'daki askeri varlığını önemli ölçüde artırdı. Pentagon kaynaklarına göre, son beş aydır devam eden hava saldırılarına rağmen, İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) bölgedeki ABD Hava Kuvvetleri'ne ait pistleri güvensiz hale getirme stratejisi, ölümcül bir etkinlikle ilerlemeye devam ediyor. Bu durum, ABD'nin hava operasyonlarının lojistik ve taktiksel zorluklarını artırırken, tırmanan gerilim uluslararası toplumun endişelerini de beraberinde getiriyor.
Gelişmenin arka planı: Beş aylık hava harekâtı ve IRGC'nin direnişi
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü faaliyetlere karşı 2023 sonlarından itibaren kapsamlı bir hava harekâtı başlatmıştı. Bu harekât kapsamında, Suriye ve Irak'taki İran yanlısı milislere ait hedefler ile Yemen'deki Husilere yönelik saldırılar düzenlendi. Ancak, IRGC'nin geliştirdiği asimetrik savaş taktikleri, ABD'nin hava üstünlüğünü kısıtlama konusunda dikkat çekici bir başarı elde etti.
IRGC, özellikle insansız hava araçları (İHA) ve seyir füzeleri kullanarak, ABD'nin bölgedeki hava üslerine yönelik tehditleri sürekli kılmayı başardı. Örneğin, Katar'daki El-Udeid Hava Üssü ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki El-Dhafra üssü, düzenli olarak İHA saldırılarına maruz kalıyor. Bu saldırılar, ABD'nin savaş uçaklarının kalkış ve iniş operasyonlarını aksatmakta, ayrıca bakım ve ikmal faaliyetlerini yavaşlatmaktadır. Analistlere göre, IRGC'nin bu stratejisi, ABD'nin hava gücünün caydırıcılığını zayıflatmayı ve bölgedeki askeri varlığını pahalı hale getirmeyi amaçlıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Tırmanan gerilim ve olası sonuçlar
ABD'nin İran'a yönelik yeni saldırıları, sadece ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Körfez ülkelerinin güvenlik algısını da etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefikleri, kendi topraklarındaki ABD üslerinin hedef haline gelmesinden endişe duyuyor. Öte yandan, Çin ve Rusya, bu gerilimi kendi jeopolitik çıkarları için kullanma potansiyeli taşıyor; Moskova, İran'a askeri teknoloji transferini artırırken, Pekin enerji anlaşmalarını derinleştiriyor.
Küresel enerji piyasalarında ise belirsizlik hâkim. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri, petrol fiyatlarının yükselmesine neden oluyor. Dünya Bankası verilerine göre, bölgedeki tansiyonun her bir puanlık artışı, petrol varil fiyatına yaklaşık 5 dolar ekliyor. Ayrıca, İsrail-Hizbullah çatışmalarının da devreye girmesiyle, bölge genelinde büyük çaplı bir savaş riski giderek artıyor. ABD, İran'ı diplomasi masasına çekmeyi hedefliyor ancak askeri baskının artması, müzakere şansını azaltıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin yakın coğrafyasındaki istikrarsızlığı derinleştirme potansiyeli taşıyor. ABD-İran gerilimi, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. Özellikle, İran'ın Türkiye sınırındaki vekil güçlere desteği, PKK/YPG unsurlarıyla olan çatışmalarda yeni cepheler açabilir. Ekonomik boyutta ise, artan petrol fiyatları Türkiye'nin enerji maliyetlerini yükseltirken, turizm ve ticaret akışları da olumsuz etkilenebilir. Ankara, hem ABD hem de İran'la dengeli bir diplomasi yürütmek zorunda kalacak; ancak arabuluculuk girişimleri, taraflar arasındaki güvensizlik nedeniyle sınırlı kalabilir.