ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran'ın Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisine düzenlediği saldırıya misilleme olarak Cumartesi günü üçüncü kez hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. Saldırılar, İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun boğazı askeri trafiğe kapattığını açıklamasının hemen ardından geldi. ABD Başkanı, daha önce yaptığı uyarıda İran'ın boğazı kapatması durumunda 'benzeri görülmemiş bir askeri yanıt' verileceğini belirtmişti. CENTCOM açıklamasında, saldırıların İran'ın askeri altyapısını hedef aldığı ve İran'ın deniz ticaretine yönelik tehditlerini bertaraf etmeyi amaçladığı ifade edildi. İran yönetimi ise boğazı kapatma kararının, ABD'nin daha önceki saldırılarına ve İran'ın egemenlik haklarını ihlal etmesine bir yanıt olduğunu savundu. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak küresel enerji güvenliği açısından kritik öneme sahip.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ve İran arasındaki gerilim, geçtiğimiz hafta İran'ın Hürmüz Boğazı'nda bir ABD bandıralı konteyner gemisine füze saldırısı düzenlemesiyle tırmanışa geçti. Saldırıda geminin mürettebatından yaralanan olmazken, gemide önemli hasar oluştu. ABD, ilk iki saldırı dalgasında İran'ın deniz üslerini ve füze rampalarını hedef almıştı. İran Devrim Muhafızları ise bu saldırılara karşılık olarak boğazı 'düşman askeri gemilerine' kapattığını duyurdu. İran Dışişleri Bakanı, yaptığı açıklamada boğazın ticari gemilere açık olduğunu ancak ABD savaş gemilerinin geçişine izin verilmeyeceğini belirtti. Ancak ABD, bu adımı uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirerek, serbest seyrüsefer hakkını korumak için gerekli tüm önlemleri alacağını duyurdu. Bölgede konuşlu ABD donanma unsurları, boğazın güneyindeki Umman Denizi'nde mevzilenirken, İran kıyı bataryalarını ve hızlı saldırı botlarını teyakkuz haline geçirdi.
Uzmanlar, boğazın kapatılmasının küresel petrol piyasalarında şok etkisi yarattığını belirtiyor. Brent petrol fiyatları, İran'ın duyurusunun ardından yüzde 8 artışla varil başına 95 doları aştı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, alternatif nakliye hatları oluşturmak için acil toplantılar düzenlerken, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üye ülkelerin stratejik petrol rezervlerini kullanmaya hazır olduklarını açıkladı. Küresel tedarik zincirleri üzerinde domino etkisi yaratması beklenen bu kriz, özellikle Asya'nın enerji ithalatçısı ülkeleri için ciddi risk oluşturuyor. Japonya, Güney Kore ve Hindistan, Hürmüz Boğazı'na alternatif petrol tedarik yolları arayışına girdiler.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki bu kriz, Ortadoğu'da yeni bir askeri çatışmanın fitilini ateşleyebilir. İran, boğazı kapatarak elindeki en büyük kozu kullanırken, ABD'nin bölgedeki müttefikleri Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn, İran'a karşı ortak bir deniz görev gücü oluşturulması çağrısı yaptı. İsrail ise, İran'ın nükleer programına yönelik endişelerinin arttığı bir dönemde, bu gerilimin kendisine başka bir cephede avantaj sağlayabileceği değerlendirmesinde bulunuyor. Rusya ve Çin, gerilimin düşürülmesi çağrısı yaparken, Avrupa Birliği tarafları itidale davet etti.
Askeri açıdan, ABD'nin üçüncü saldırı dalgası, İran'ın hava savunma sistemlerini ve komuta kontrol merkezlerini hedef aldı. CENTCOM, saldırılarda insansız hava araçlarının da kullanıldığını ve hedeflerin tam isabetle vurulduğunu açıkladı. İran devlet medyası, saldırılarda bir askeri üste hasar oluştuğunu ancak can kaybı yaşanmadığını duyurdu. İran'ın misilleme yapıp yapmayacağı merak edilirken, bazı analistler Tahran'ın doğrudan bir çatışmadan kaçınarak vekil güçler aracılığıyla ABD çıkarlarını hedef alabileceği yorumunu yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimden doğrudan etkileniyor. Petrol fiyatlarındaki artış, Türkiye'nin cari açığını büyütecek ve enflasyon üzerinde baskı yaratacaktır. Ayrıca Türkiye, İran ile diplomatik ilişkilerini korurken ABD ile de stratejik ortaklık yürütüyor; bu kriz Ankara'yı iki taraf arasında hassas bir denge kurmaya zorluyor. Rusya-Ukrayna savaşının ardından enerji arz güvenliğini çeşitlendirmeye çalışan Türkiye, olası bir boğaz kapatmasının küresel enerji piyasalarında yaratacağı dalgalanmanın Orta Doğu'da yeni bir göç dalgasına yol açabileceği endişesini taşıyor. Bu nedenle Ankara'nın, hem diplomatik girişimlerde bulunarak hem de enerji tedarik rotalarını güvence altına alarak krizi yönetmeye çalışması bekleniyor.