ABD ile İran arasında yaşanan gerilim, tırmanma riski taşıyan bir çatışmaya dönüşürken, Harvard Kennedy Okulu'ndan bütçe ve kamu maliyesi uzmanı Profesör Linda Bilmes, böyle bir savaşın gerçek maliyetinin sandığımızdan çok daha yüksek olacağını söylüyor. NPR'ye konuşan Bilmes, savaşın yalnızca askeri harcamalarla sınırlı kalmayacağını, sağlık hizmetlerinden altyapıya, ekonomik istikrarsızlıktan bölgesel göç dalgalarına kadar geniş bir yelpazede devasa kaynakların tükenmesine yol açacağını vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve askeri yığınakları, özellikle 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından tırmanan bir krize işaret ediyor. Son haftalarda Basra Körfezi'nde yaşanan gerginlikler, petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve ABD'nin İran'a yönelik yeni yaptırım kararları, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdi. Bilmes, bu tür bir çatışmanın maliyetinin, Irak ve Afganistan savaşlarının toplam maliyetini bile aşabileceğini belirtiyor. Örneğin, Irak ve Afganistan savaşlarının ABD'ye 6 trilyon dolara mal olduğu tahmin ediliyor; ancak İran ile bir savaş, coğrafi olarak çok daha geniş bir alana yayılma potansiyeli taşıdığından, bu rakamın çok daha üzerine çıkabilir.
Bilmes, savaşın doğrudan askeri harcamalarının yanı sıra, gazilerin sağlık bakımı, silah sistemlerinin yenilenmesi, savaş borçlarının faizleri gibi dolaylı maliyetlerin de hesaba katılması gerektiğini ifade ediyor. Ayrıca, savaşın küresel ekonomiye etkisi, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve ticaret yollarının kesintiye uğraması gibi faktörler, mali tabloyu daha da ağırlaştıracaktır. Uzmanlar, böyle bir çatışmanın bölgesel istikrarı tamamen bozabileceğini ve on yıllarca sürecek bir kargaşaya yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran savaşı yalnızca iki ülkeyi etkilemekle kalmaz; Ortadoğu'nun kalbinde yer alan bu çatışma, başta Irak, Suriye, Yemen ve Suudi Arabistan olmak üzere tüm bölge ülkelerini doğrudan etkiler. İran'ın olası misillemeleri, Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, bölgedeki ABD askeri üslerine saldırılar ve İsrail ile yaşanabilecek bir çatışma, savaşı hızla büyük bir bölgesel savaşa dönüştürebilir. Bu da enerji arzının kesintiye uğraması anlamına gelir; küresel petrol akışının yaklaşık üçte biri Hürmüz Boğazı'ndan geçmektedir. Petrol fiyatlarındaki olası bir şok, dünya ekonomisini resesyona sürükleyebilir.
Ayrıca, böyle bir savaşın insani maliyeti de göz ardı edilemez. Milyonlarca insan yerinden edilebilir, büyük bir göç dalgası yaratabilir ve bu durum komşu ülkelerin kaynaklarını zorlayabilir. Savaş aynı zamanda terör örgütlerinin güçlenmesine zemin hazırlayabilir; örneğin, IŞİD'in yeniden canlanması gibi riskler gündeme gelebilir. Küresel güçler, özellikle Rusya ve Çin, bu durumu kendi jeopolitik çıkarları için kullanabilir; bu da süper güçler arasındaki rekabeti daha da kızıştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye için doğrudan ve dolaylı birçok risk barındırıyor. Türkiye, İran ile sınır komşusudur ve iki ülke arasında enerji, ticaret ve güvenlik alanlarında derin bağlar mevcuttur. Bir savaş durumunda, Türkiye'nin güneydoğu sınırında güvenlik riskleri artabilir; sığınmacı akınıyla karşı karşıya kalabilir. Ekonomik açıdan, enerji fiyatlarının yükselmesi Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkilerken, ticaret hacmi daralabilir. Ayrıca, NATO üyesi olarak ABD'nin yanında yer alması beklenen Türkiye, Rusya ve İran ile ilişkilerini dengelemek zorunda kalabilir; bu da dış politikada sıkıntı yaratır. Türkiye'nin, bölgesel istikrarın korunması ve diyalog kanallarının açık tutulması yönündeki çabaları, bu krizde daha da önem kazanmaktadır.