ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Büyükelçisi Mike Waltz, İran ile yürütülen nükleer müzakerelerde kritik bir eşiğe gelindiğini duyurdu. Waltz, Pazar günü ABC News'e yaptığı açıklamada, “Ben güvenliyim, ekip de güvenli” diyerek, ABD ve İran arasında yeni bir anlaşmanın aynı gün içerisinde imzalanabileceğine dair güçlü bir işaret verdi. Anadolu Ajansı'nın aktardığı bu açıklama, Tahran yönetiminin yıllardır süren nükleer programına ilişkin uluslararası toplumun en somut adımı olarak değerlendiriliyor. Waltz, müzakerelerde “önemli engeller” bulunduğunu kabul etmekle birlikte, tarafların bu sorunların üstesinden gelebileceğine inandığını vurguladı.
Anlaşmanın arka planı ve kritik başlıklar
İran ve dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekilmesiyle rafa kalkmıştı. O tarihten bu yana İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırarak nükleer eşiğin altında kalmayı başaramadı. Tahran, şu anda yüzde 60'a varan saflıkta uranyum zenginleştiriyor; bu oran, silah sınıfı üretim için gerekli olan yüzde 90'a oldukça yakın. ABD ve Avrupalı müttefikler, İran'ın nükleer silah geliştirmesini önlemek için yeni bir anlaşma peşinde. Müzakere masasında başlıca dört konu bulunuyor: uranyum zenginleştirme seviyesinin düşürülmesi, mevcut stokların yurt dışına çıkarılması, uluslararası denetimlerin yeniden tesis edilmesi ve İran'a uygulanan yaptırımların kaldırılması. Waltz'ın “güvenliyim” ifadesine rağmen, İran Devrim Muhafızları'nın ABD tarafından terör örgütü listesinde tutulması gibi hassas konular henüz aşılmış değil. Ayrıca, İran'ın bölgesel balistik füze programı da Batı'nın talepleri arasında yer alıyor ancak Tahran bu konuda herhangi bir taviz vermeyeceğini defalarca duyurdu.
Müzakerelerin hızlanmasında, İsrail'in İran nükleer tesislerine yönelik olası bir askeri operasyon tehdidi de etkili oldu. ABD yönetimi, diplomatik çözümün başarısız olması halinde bölgesel bir savaşın patlak verebileceğinin farkında. Waltz'ın verdiği bu son sinyal, Biden yönetiminin Kasım ayındaki başkanlık seçimleri öncesinde elini güçlendirecek bir dış politika zaferi arayışıyla da örtüşüyor. Eğer anlaşma sağlanırsa, petrol piyasalarında arz fazlası beklentisiyle fiyatların düşmesi bekleniyor. Uzmanlar, İran'ın ham petrol üretiminin günde 2 milyon varili aştığını ve yaptırımların kalkmasıyla bu rakamın 3 milyon varile çıkabileceğini hesaplıyor.
Bölgesel yansımalar ve küresel dengeler
Olası bir anlaşma, yalnızca ABD-İran ilişkilerini değil, tüm Orta Doğu'daki güç dengesini yeniden şekillendirecektir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer programı konusunda ABD'den somut adımlar beklerken, aynı zamanda Tahran'la ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Çin ve Rusya ise İran'ı Batı'ya karşı stratejik bir müttefik olarak görüyor; Pekin, anlaşma sürecinde İran'ın petrol ihracatını artırmasından yana. Öte yandan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, olası bir anlaşmayı “tarihi bir hata” olarak nitelendiriyor ve İran'ın nükleer tesislerine karşı askeri seçeneği masada tutuyor. Bu çerçevede, Waltz'ın açıklaması, bölgedeki tansiyonun bir anda yükselmesine veya düşmesine neden olabilecek bir kırılma noktası olarak izleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını bu ülkeden karşılaması nedeniyle nükleer anlaşma sürecini yakından takip ediyor. Olası bir anlaşma, İran'a yönelik yaptırımların kalkmasıyla Türkiye'nin doğalgaz ve petrol ticaretinde maliyet avantajı sağlayabilir. Ayrıca, bölgesel gerginliğin azalması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik kaygılarını da dolaylı olarak etkileyebilir. Ancak anlaşmanın İran'ı nükleer silah sahibi yapma riski telafi edilemez bir güvenlik sorunu yaratır. Türk dış politikası, bu denklemde hem Batı ile ittifakını korumak hem de İran'la komşuluk ilişkilerini sürdürmek zorunda. Özetle, anlaşma Türkiye'ye enerji arz güvenliği ve ekonomik fırsatlar sunarken, olası bir başarısızlık bölgesel istikrarsızlığı tetikleyebilir.