ABD yönetiminin, İran'la yürüttüğü nükleer müzakereler hakkında İsrail'i doğrudan bilgilendirmediği bildirildi. Middle East Eye'ın haberine göre, bu durum iki müttefik arasında son dönemde artan görüş ayrılıklarını gözler önüne seriyor. Beyaz Saray'ın, müzakerelerin seyri konusunda İsrail'li yetkililere yalnızca genel bilgiler verdiği, masadaki somut teklif ve karşı tekliflerin detaylarından ise bahsetmediği belirtiliyor. Bu gelişme, özellikle İran'ın uranyum zenginleştirme programı ve yaptırımların kaldırılması gibi kritik başlıklarda tarafların pozisyonlarını netleştirmeye çalıştığı bir döneme denk geliyor.
Müzakerelerin Arka Planı
ABD ile İran arasındaki dolaylı görüşmeler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ve Almanya'nın (P5+1) katılımıyla 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) yeniden canlandırılması hedefiyle sürüyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikası izlemesi, anlaşmayı askıya almıştı. Biden yönetimi ise göreve gelir gelmez diplomasiye dönüş sinyali vermiş, ancak müzakereler birçok kez kesintiye uğramıştı. Son tur görüşmeler, Avusturya'nın başkenti Viyana'da gerçekleştiriliyor. Taraflar arasındaki en önemli anlaşmazlık noktaları arasında, İran'ın güvence talepleri, ABD'nin yaptırımları kaldırması, uranyum zenginleştirme seviyesinin düşürülmesi ve İran'ın bölgesel faaliyetleri yer alıyor.
İsrail ise bu anlaşmayı başından beri endişeyle izliyor. İsrail Başbakanı Naftali Bennett, İran'ın nükleer programının sınırlandırılmasının yeterli olmadığını, asıl hedefin İran'ın nükleer silah üretme kapasitesini tamamen ortadan kaldırmak olduğunu defalarca dile getirdi. Bu kapsamda, İsrail'in müzakerelerde söz hakkı sahibi olmak istediği ve ABD'ye baskı yaptığı biliniyor. Ancak ABD yönetimi, İran'la müzakerelerin üçüncü taraflarca doğrudan müdahale edilmeden yürütülmesi gerektiği görüşünde. Bu durum, İsrail'in ABD üzerindeki etkisini sınırlandırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran müzakerelerinin sonucu, sadece iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu'yu yakından ilgilendiriyor. Anlaşmanın yeniden yürürlüğe girmesi halinde, İran'a uygulanan ekonomik yaptırımların büyük bölümü kaldırılacak ve İran'ın ihracat gelirleri artacaktır. Bu, Körfez ülkeleri ve İsrail için güvenlik riski olarak görülüyor. İran'ın nükleer programının devam etmesi ise bölgede bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin de olası bir İran nükleer silahına karşı kendi programlarını geliştirebileceği konuşuluyor.
Öte yandan, müzakerelerin çökmesi halinde ise bölgede askeri bir çatışma riski artabilir. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik önleyici saldırı seçeneğini sık sık gündeme getiriyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İsrail'in bu tür bir eylemine yeşil ışık yakmayacağını, ancak müzakerelerin başarısız olması durumunda İran'a karşı alternatif seçeneklerin değerlendirilebileceğini ifade ediyor. Bu belirsizlik, enerji piyasalarında dalgalanmalara neden oluyor. Petrol fiyatları, müzakerelerden gelecek haberlere göre yön buluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olan ve nükleer müzakerelerin sonucundan doğrudan etkilenecek bir ülke konumunda. Olası bir anlaşma, İran üzerindeki yaptırımların hafiflemesine ve bölgesel ticaretin artmasına yol açabilir; bu da Türkiye'nin enerji ithalatında yeni fırsatlar yaratabilir. Ancak İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, özellikle Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin güvenlik çıkarlarıyla çatışabilir. Türkiye, müzakerelerin sürdürülmesini desteklerken, İran'ın nükleer silah sahibi olmasına karşı olduğunu her fırsatta vurguluyor. Bu nedenle Ankara, hem ABD hem de İran'la diyaloğunu sürdürerek dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. Gelişmelerin, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından yakından takip edilmesi gerekiyor.