ABD ile İran arasında, nükleer program ve bölgesel gerilimleri azaltmayı amaçlayan yeni bir mutabakata varıldığı bildiriliyor. Taraflar, mevcut anlaşmanın ‘savaş öncesi’ konumuna dönüş anlamına geldiği yorumuyla karşılanan bu gelişmeyle, diplomatik temasların yoğunlaştığı bir döneme girildi. Uzmanlar, 2015 Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın (JCPOA) çöküşünün ardından tırmanan gerilimin, bu yeni mutabakatla kontrol altına alınmasının hedeflendiğini belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Yeni mutabakat, ABD Başkanı Joe Biden ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi döneminde, dolaylı görüşmeler yoluyla şekillendi. Kaynaklara göre anlaşma, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini kısıtlaması karşılığında bazı yaptırımların gevşetilmesini içeriyor. Özellikle İran’ın yüzde 60 seviyesine ulaşan zenginleştirme oranının, yüzde 3.67’ye düşürülmesi hedefleniyor. Ancak anlaşma henüz resmi olarak imzalanmış değil ve taraflar arasındaki güvensizlik derin. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan, anlaşmanın ‘İran’ın nükleer haklarını teslim etmeyen bir çerçevede’ olduğunu vurgularken, ABD tarafı İran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekalet savaşları konusunda somut adımlar bekliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşma, Ortadoğu’da güç dengelerini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, anlaşmanın İran’ın bölgesel faaliyetlerini sınırlamasını talep ediyor. İsrail ise anlaşmaya şiddetle karşı çıkıyor; Başbakan Binyamin Netanyahu, anlaşmanın ‘varoluşsal bir tehdit’ oluşturduğunu söyledi. Küresel ölçekte, Rusya ve Çin anlaşmayı desteklerken, Avrupa Birliği arabuluculuk rolünü sürdürüyor. Enerji piyasalarında ise olası yaptırım gevşemesi, İran petrolünün yeniden küresel arza katılması ihtimaliyle fiyatları aşağı çekebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasında varılan bu mutabakat, Türkiye için karmaşık sonuçlar doğurabilir. Bir yandan İran’la komşuluk ilişkileri ve enerji bağımlılığı (Türkiye’nin doğal gazının yaklaşık yüzde 16’sı İran’dan) nedeniyle gerilimin azalması Ankara’yı rahatlatır. Diğer yandan, İran’ın Suriye ve Irak’taki nüfuz alanlarının daralması, Türkiye’nin güney sınırındaki istikrara olumlu yansıyabilir. Ancak ABD yaptırımlarının tamamen kalkmaması, Türk şirketlerinin İran’la ticaretini kısıtlamaya devam edebilir. Ayrıca, İsrail’in anlaşmaya sert tepkisi, bölgede yeni bir kriz riskini canlı tutuyor. Türkiye, bu süreçte dengeli bir pozisyon alarak hem Batı hem de İran ile diyaloğunu sürdürmeyi hedefleyecektir.