17 Haziran 2024'te ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının (MoU) uygulanmasında iki büyük engel ortaya çıktı: Lübnan'daki savaş ve Hürmüz Boğazı'nın statüsü. Bu gelişmeler, varılan anlaşmanın çatırdadığı yönünde yorumlara yol açıyor. İki ülke arasında aylar süren dolaylı müzakerelerin ardından varılan mutabakat, nükleer program, yaptırımların hafifletilmesi ve bölgesel güvenlik konularını kapsıyordu. Ancak sahadaki gelişmeler, anlaşmanın uygulanabilirliğini sorgulatıyor.
Gelişmenin arka planı: Lübnan savaşı ve Hürmüz krizi
Mutabakatın temel taşlarından biri, İran'ın nükleer programının sınırlandırılması karşılığında ABD'nin bazı yaptırımları kaldırmasıydı. Ancak bu hassas dengenin sürdürülebilmesi için bölgesel istikrar kritik önem taşıyordu. Lübnan'da Hizbullah'ın da dahil olduğu çatışmaların tırmanması, İran'ın bölgesel nüfuzunu artırma çabaları olarak algılandı ve ABD'nin anlaşmaya yönelik güvenini sarstı. Öte yandan Hürmüz Boğazı'nın statüsü de bir diğer kriz noktası oldu. İran'ın boğazı kapatma tehditleri ve ABD'nin serbest geçiş hakkında ısrarı, mutabakatın askıya alınmasına neden olabilecek kadar ciddi bir gerilim yarattı.
Uzmanlar, her iki tarafın da anlaşmadan vazgeçmeyeceğini ancak mevcut koşulların uygulamayı geciktireceğini belirtiyor. Özellikle İran iç siyasetinde güç mücadelesi, ABD'de ise Kongre'nin anlaşmaya yönelik eleştirileri süreci daha da karmaşık hale getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Enerji güvenliği ve yeni dengeler
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık %20'sinin geçtiği stratejik bir su yolu. Boğazın statüsüne ilişkin herhangi bir belirsizlik, küresel enerji piyasalarını doğrudan etkiliyor. ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve İran'ın caydırıcılık stratejisi, bu boğazı jeopolitik bir satranç tahtasına dönüştürüyor. Mutabakatın başarısız olması durumunda, İran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırması ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla istikrarsızlığı artırması bekleniyor. Öte yandan Körfez ülkeleri, anlaşmanın çökmesi halinde kendi güvenliklerini sağlamak için alternatif arayışlara girebilir. Bu durum, bölgesel ittifakları yeniden şekillendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran mutabakatının akıbeti, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel politikaları açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Irak'tan karşılarken, Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir kriz, doğrudan enerji maliyetlerini artırabilir. Ayrıca Türkiye, İran ile sınır güvenliği ve terörle mücadele konularında işbirliği yaparken, ABD ile de stratejik ilişkilerini sürdürüyor. Anlaşmanın çökmesi, Türkiye'yi iki ülke arasında denge politikası izlemeye zorlayabilir. Özellikle İran'ın nükleer programının kontrolsüz kalması, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artıracak ve bölgesel bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir. Bu nedenle Ankara, tarafları diyalog ve uzlaşıya teşvik eden bir tutum sergileyecektir.