ABD, Perşembe günü İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı düzenlerken Tahran yönetimi de misilleme yaptı. Üç aydır devam eden savaşı sonlandıracak bir anlaşma için yürütülen müzakerelerin tıkandığı bir dönemde gerçekleşen bu son gelişme, barış umutlarını iyice zayıflattı. ABD Başkanı Donald Trump, daha önce Tahran'la anlaşmaya yaklaşıldığını defalarca dile getirmiş olsa da, son açıklamasında İranlı yetkilileri müzakereleri uzatmakla suçlayarak, 'Anlaşma istemiyorlar, zaman kazanmaya çalışıyorlar' ifadelerini kullandı. Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, ABD'nin saldırılarının barış çabalarını baltaladığını belirterek, 'Her saldırıya misilleme hakkımızı saklı tutuyoruz' dedi.
Gelişmenin arka planı
ABD ve İran arasındaki gerilim, yaklaşık üç ay önce başlayan ve bölgeye yayılma potansiyeli taşıyan sınırlı çaplı çatışmalarla başladı. Taraflar arasında yürütülen dolaylı müzakerelerde, ateşkes ve esir takası gibi konular ele alınırken, nükleer programın geleceği de masadaydı. Ancak Washington, Tahran'ın müzakereleri yavaşlattığı ve zaman kazanmaya çalıştığı gerekçesiyle operasyonel baskıyı artırma kararı aldı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamaya göre, son saldırıda İran'ın askeri altyapısına ait üç hedef vuruldu. İran ise Basra Körfezi'ndeki bir ABD savaş gemisine ait insansız hava aracını düşürdüğünü ve ABD'nin bölgedeki bir askeri üssüne füze fırlattığını duyurdu.
Her iki taraf da saldırıların sınırlı olduğunu ve tam ölçekli bir savaşa dönüşmeyeceğini savunsa da, bölgesel güçler endişeli. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, çatışmaların kendilerine sıçramaması için temkinli bir tutum izlerken, Irak ve Suriye'deki milis gruplar İran'a destek sinyali verdi. Uzmanlar, tarafların karşılıklı saldırılarının kontrolden çıkma riskine dikkat çekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu son gelişmeler, sadece ABD ve İran arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkiliyor. İran'ın misilleme kapasitesi, bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla ABD ve müttefiklerine karşı asimetrik saldırılar düzenlemesine olanak tanıyor. Bu durum, özellikle Basra Körfezi'ndeki petrol nakliyatını tehdit ederek küresel enerji fiyatlarında dalgalanmaya yol açabilir. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), petrol fiyatlarının son bir haftada yüzde 8 arttığını ve arz güvenliğine ilişkin endişelerin derinleştiğini bildirdi.
Diplomatik cephede ise Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, tarafları itidal çağrısı yaparken, Rusya ve Çin'in de dahil olduğu bazı aktörler İran'ın yanında yer alarak ABD'yi kışkırtıcı olmakla suçluyor. NATO, resmi olarak tarafsız kalmaya çalışsa da, ABD'nin müttefiki olarak blok içinde tartışmalar sürüyor. Özellikle Türkiye ve Almanya, daha fazla askeri angajmana karşı çıkarken, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler ise ABD'nin eylemlerine dolaylı destek veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye için doğrudan ve dolaylı sonuçlar doğuruyor. Doğrudan etki, enerji ithalatının yüzde 40'ını İran'dan karşılayan Türkiye'nin, olası bir petrol ambargosu veya ticaretin aksaması durumunda enerji maliyetlerinin artması riskidir. Dolaylı olarak ise, İran sınırındaki güvenlik endişeleri ve PKK'nın İran kolu olan PJAK'ın faaliyetleri, Ankara'nın bölgesel istikrarı tehdit altında görmesine neden oluyor. Ayrıca ABD ile İran arasında arabuluculuk rolü üstlenmeye çalışan Türkiye, bu son gelişmelerle diplomatik girişimlerinin zora girdiğini gözlemliyor. Ankara, çatışmaların sınırlı kalmasını ve müzakere masasının terk edilmemesini umarken, olası bir sığınmacı akını ve terör tehdidine karşı hazırlıklarını sürdürüyor.