ABD, İran ile olan uzun süreli gerilimde askeri bir nakavt elde edememiş olsa da, diplomatik ve stratejik alanlarda puan üstünlüğü sağlamış durumda. Uzmanlara göre, Washington'un Tahran'a yönelik 'maksimum baskı' politikası, savaşın kazanılmasında belirleyici oldu. Bu analiz, iki ülke arasındaki son dönemdeki gerilimlerin kapsamlı bir değerlendirmesini sunuyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ve İran arasındaki gerilim, 2018 yılında ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesiyle tırmanışa geçti. Trump yönetimi, İran'a yönelik ekonomik yaptırımları artırarak ülkeyi diplomatik olarak izole etmeye çalıştı. Buna karşılık İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırarak ve Körfez'deki petrol tankerlerine saldırılar düzenleyerek misilleme yaptı. 2020 yılında ABD'nin Bağdat'ta İranlı general Kasım Süleymani'yi öldürmesi, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdi. Ancak ne ABD ne de İran topyekûn bir savaşa girmekten kaçındı.
Sonuç olarak, ABD'nin İran'a karşı uyguladığı baskı meyvelerini verdi. İran ekonomisi ciddi darbe aldı, petrol ihracatı düştü ve ülke içinde hükümet karşıtı protestolar arttı. Buna karşılık İran'ın bölgesel etkisi de azaldı; Yemen'deki Husiler ve Lübnan'daki Hizbullah gibi vekil güçleri daha az kaynak alabildi. ABD ise, doğrudan bir askeri çatışmaya girmeden bu sonuçları elde etmeyi başardı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran gerilimi, Ortadoğu'da birçok ülkeyi etkiledi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ABD'nin İran'a karşı sert tutumunu memnuniyetle karşılarken, Katar ve Türkiye gibi ülkeler daha temkinli bir denge politikası izledi. İran'ın zayıflaması, aynı zamanda Çin ve Rusya'nın bölgedeki nüfuzunu artırmasına yol açabilir. Zira Tahran, bu iki ülkeyle askeri ve ekonomik işbirliklerini derinleştirdi. Ayrıca, ABD'nin İran'a yönelik politikası, Tahran'ı nükleer silah geliştirme konusunda daha istekli hale getirebilir ki bu da İsrail için büyük bir tehdit oluşturur.
Uzmanlara göre, savaşın kazanılması, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltmasına olanak tanıyabilir. Ancak bu durum, İran'ın nükleer programı konusunda yeni bir diplomasi dalgasını da beraberinde getirebilir. Biden yönetimi, İran nükleer anlaşmasına geri dönme sinyalleri vermiş olsa da, iç siyasi engeller ve İran'ın tavizsiz tutumu bu süreci zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin Türkiye açısından karmaşık sonuçları var. Ankara, İran ile enerji ticareti ve sınır güvenliği konularında işbirliği yaparken, aynı zamanda İran'ın Suriye ve Irak'taki varlığına karşı denge politikası izliyor. ABD'nin İran'a karşı kazandığı stratejik üstünlük, bölgesel güç dengelerini değiştirebilir. Türkiye, İran'ın zayıflamasıyla Suriye'deki nüfuzunu artırma fırsatı bulabileceği gibi, aynı zamanda İran'dan gelebilecek sığınmacı akını ve sınır güvenliği riskleriyle de karşılaşabilir. Ayrıca, ABD ile İran arasındaki olası bir yeni nükleer anlaşma, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve bölgesel ekonomiye entegrasyonunu da etkileyebilir. Ankara'nın bu süreçte hem Washington hem de Tahran ile dengeli bir diplomasi yürütmesi kritik önem taşıyor.