ABD ve İran, Basra Körfezi'nin girişindeki Hürmüz Boğazı'nda tankerlere yönelik karşılıklı saldırılarla stratejik su yolu üzerinde kontrol mücadelesini sertleştirdi. Son haftalarda her iki taraf da birbirini hedef almakla suçlarken, bölgede tansiyon aylardır yüksek seyrediyor. Uluslararası deniz trafiğinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar geçitte yaşanan olaylar, küresel enerji güvenliğini tehdit eden yeni bir çatışma hattı oluşturmuş durumda.
Gerilimin arka planı: Yaptırımlar, misilleme ve vekalet savaşları
Washington ile Tahran arasındaki gerilim, ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ardından İran'a yönelik ağır yaptırımları yeniden uygulamaya koymasıyla başladı. İran, ekonomisini felç eden bu yaptırımlara karşılık olarak Basra Körfezi'nde petrol sevkiyatını hedef almaya başladı. 2019'da Hürmüz Boğazı'nda altı tankere yapılan sabotaj saldırıları ve İran'ın bir İngiliz tankerine el koyması, bölgede askeri yığınakları artırdı.
Son aylarda ise çatışma yeni bir boyut kazandı. ABD, İran Devrim Muhafızları'na bağlı hızlı botların ticari gemilere tacizde bulunduğunu ve İran yapımı insansız hava araçlarının (İHA) tankerleri hedef aldığını bildirdi. İran ise ABD'nin bölgedeki askeri varlığını ve müttefiklerine yaptığı silah sevkiyatını provokasyon olarak nitelendiriyor. Taraflar karşılıklı olarak birbirlerini uluslararası hukuku ihlal etmekle suçluyor.
Uzmanlara göre bu çatışma, ABD ile İran arasındaki daha geniş çaplı bir vekalet savaşının parçası. İran, Suriye, Yemen ve Irak'ta desteklediği gruplar üzerinden ABD ve müttefiklerine baskı uygularken; ABD de bölgedeki askeri üsleri ve donanma unsurlarıyla İran'ın etkisini sınırlamaya çalışıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki tanker saldırıları, bu mücadelenin en görünür cephesi haline gelmiş durumda.
Bölgesel ve küresel yansımalar: Enerji fiyatları ve deniz güvenliği
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği kritik bir darboğaz. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Irak gibi körfez ülkelerinin petrol ihracatının neredeyse tamamı buradan yapılıyor. Dolayısıyla boğazdaki herhangi bir kesinti, küresel petrol fiyatlarında ani sıçramalara yol açabilir. Son saldırı haberleri sonrası Brent petrol varil fiyatı birkaç dolar artış gösterdi; piyasalar olası bir tırmanmayı fiyatlamaya başladı.
ABD, bölgede deniz güvenliğini sağlamak için uluslararası bir koalisyon oluşturma çabasında. Ancak Avrupa ülkeleri ve Asya'daki müttefikler, İran'la doğrudan çatışmaya girmekten kaçınıyor. Bu durum, Washington'ın bölgede yalnız kalma riskini artırıyor. Öte yandan İran, nükleer programını hızlandırarak ve uranyum zenginleştirme seviyesini yükselterek elini güçlendirmeye çalışıyor. Tahran yönetimi, yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer faaliyetlerini sınırlamayı öngören 2015 anlaşmasına dönüş için ABD'den adım bekliyor, ancak Washington yeni şartlar öne sürüyor.
Çin ve Rusya ise İran'a destek vererek ABD'nin bölgedeki etkisini dengelemeye çalışıyor. Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda ve yaptırımlara rağmen alımlarını sürdürüyor. Rusya ise İran ile askeri işbirliğini derinleştiriyor. Bu tablo, Hürmüz'deki gerilimin sadece iki ülke arasında değil, küresel güçler arasında bir rekabete dönüştüğünü gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrarı açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının büyük bölümünü İran ve Basra Körfezi üzerinden karşılıyor. Boğazda yaşanacak bir tıkanıklık veya fiyat şoku, Türkiye'nin cari açığını ve enflasyonu olumsuz etkiler. Ayrıca Türkiye, İran ile ABD arasında denge politikası yürütüyor; bir yandan NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini korurken, diğer yandan İran ile ticari ve diplomatik bağlarını sürdürüyor. Olası bir askeri çatışma, Türkiye'yi zor bir seçimle karşı karşıya bırakabilir. Bu nedenle Ankara, taraflar arasında diplomasiye alan açılması ve gerilimin düşürülmesi için çağrı yapmayı sürdürüyor.