ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (Centcom), Pazar günü İran’a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası başlattığını açıkladı. Açıklamada, Amerikan güçlerinin Hürmüz Boğazı’nda yeniden alevlenen çatışmalar kapsamında İran’a ait “düzinelerce hedefi, çoklu noktalarda hassas mühimmatla” vurduğu belirtildi. Operasyonun, tahrik edici saldırılara ve devam eden düşmanca faaliyetlere yanıt olarak düzenlendiği ifade edildi. Centcom’dan yapılan yazılı açıklamada, “Bu saldırılar, İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmayı ve bölgedeki istikrarı bozma girişimlerine karşı caydırıcılık sağlamayı hedeflemektedir” denildi. Saldırıların ardından İran tarafından henüz resmi bir açıklama gelmezken, bölgede tansiyonun yükseldiği gözlemleniyor.
Gelişmenin Arka Planı
Son haftalarda Hürmüz Boğazı’nda tırmanan gerilim, ABD ile İran arasında doğrudan çatışma riskini artırmıştı. Geçtiğimiz hafta İran’a ait sürat teknelerinin ABD savaş gemilerine tacizde bulunduğu iddia edilmiş, ardından ABD’nin bölgeye ek deniz kuvvetleri sevk ettiği bildirilmişti. Centcom’un yeni saldırıları, İran’ın hassas noktalarına yönelik olarak planlandı. Hedefler arasında insansız hava aracı üsleri, füze rampaları ve lojistik depoların bulunduğu öne sürülüyor. Amerikan yetkililer, operasyonun sivil kayıplara yol açmamak için azami hassasiyetle yürütüldüğünü vurguluyor.
İran’ın nükleer programına ilişkin uluslararası müzakerelerin durma noktasına gelmesi, iki ülke arasındaki gerilimi daha da körüklemişti. ABD, İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için hem diplomatik hem de askeri seçenekleri masada tutuyor. Son saldırılar, aynı zamanda Körfez ülkeleri ve İsrail’in İran’ın artan bölgesel faaliyetlerinden duyduğu rahatsızlığa bir yanıt olarak da görülüyor. ABD yönetimi, İran’ın Yemen’deki Husilere verdiği desteğin yanı sıra Suriye ve Irak’taki vekil güçleri aracılığıyla bölgesel nüfuzunu genişletme çabalarını da hedef alıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Saldırılar, Hürmüz Boğazı’ndan geçen küresel petrol ticaretinde kesinti endişelerini yeniden gündeme getirdi. Boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapıyor; olası bir tıkanma, enerji fiyatlarında ani bir yükselişe neden olabilir. Petrol piyasaları, gerilimin yayılması halinde arz güvenliği riskine karşı temkinli bir seyir izliyor. Öte yandan, Rusya ve Çin iki tarafı itidal çağrısı yaparken, Avrupa Birliği diplomatik çözüm için çabalarını artırdı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin konuyu görüşmek üzere acil toplantı talep ettiği bildiriliyor. Analistler, ABD’nin bu tür saldırılarla İran’ı müzakere masasına çekmeyi hedefleyebileceğini, ancak aynı zamanda geniş çaplı bir savaşın eşiğinde olunduğu uyarısında bulunuyor.
Ortadoğu’daki dengeler, bu saldırılarla birlikte yeniden şekilleniyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ABD’nin caydırıcılık politikasını desteklerken, Katar ve Umut gibi ülkeler arabuluculuk girişimlerini sürdürüyor. İsrail ise ABD’nin eylemlerini memnuniyetle karşılarken, kendi güvenlik çıkarları doğrultusunda İran’a karşı daha sert önlemler alabileceğinin sinyallerini veriyor. Irak ve Suriye’deki İran yanlısı milisler, olası misilleme saldırıları için teyakkuza geçmiş durumda. Bölgesel savaş riski, sadece askeri değil, aynı zamanda göç ve insani krizleri de tetikleyebilecek boyutta.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran çatışmasının tırmanması, Türkiye’nin güvenlik ve enerji çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, enerji ihtiyacının büyük kısmını ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı’ndaki olası bir krizden en çok etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Petrol fiyatlarının yükselmesi, cari açığı ve enflasyonu artırabilir. Ayrıca, İran’a yakın komşu olan Irak ve Suriye’deki istikrarsızlık, Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit ediyor. PKK/YPG’ye yönelik operasyonları sürdüren Ankara, İran destekli grupların bölgesel nüfuzunu da yakından izliyor. Türkiye, tarafları sağduyuya davet ederken, olası bir sıcak çatışmada bölgesel bir arabulucu rolü üstlenmeye hazır olduğunu sinyalliyor. Ancak ABD’nin İran’a yönelik yaptırım politikalarının, Türkiye’nin ikili ticari ilişkilerine zarar verme ihtimali de bulunuyor.