ABD ile İran arasında savaşı sona erdirme amacıyla yürütülmesi beklenen diplomatik görüşmeler, yenilenen askeri saldırıların gölgesinde başlıyor. ABD ordusu, 12-13 Temmuz tarihleri arasında İran’a yönelik üçüncü büyük saldırı dalgasını gerçekleştirdi. Bu saldırılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkesin sona erdiğini ilan etmesinden saatler sonra geldi. İran yönetimi ise misillemeye başladığını duyurdu. Gelişmeler, Orta Doğu’da tansiyonun yeniden tehlikeli seviyelere ulaştığını gösteriyor.
Görüşmelerin arka planı ve yeni saldırılar
ABD ve İran arasında dolaylı olarak yürütülen müzakereler, Trump yönetiminin Ocak 2020’de Tahran’a yönelik yaptırımları artırması ve İranlı general Kasım Süleymani’yi öldürmesinin ardından kesintiye uğramıştı. İki ülke arasındaki gerilim, İran’ın nükleer programı ve bölgesel politikaları nedeniyle yıllardır süren bir krizin parçası. Son haftalarda, Avrupa Birliği ve Katar’ın arabuluculuğunda yeniden canlanan diyalog çabaları, tarafların masaya dönme ihtimalini artırmıştı. Ancak ABD’nin 12 Temmuz’da başlattığı ve 13 Temmuz’da devam eden hava saldırıları, bu umutları gölgeledi. Saldırılarda, İran’ın İran-Irak sınırındaki askeri tesisleri ile Suriye’deki milis güçlerinin hedef alındığı bildiriliyor. ABD Savunma Bakanlığı, operasyonların ‘İran’ın bölgesel saldırganlığını caydırmak’ amacı taşıdığını açıkladı. İran ise bu saldırıları ‘savaş ilanı’ olarak nitelendirerek, ABD’nin bölgedeki üslerine ve müttefiklerine yönelik füze saldırıları başlattığını duyurdu.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran çatışması, Orta Doğu’daki güç dengelerini doğrudan etkiliyor. İran’ın müttefiki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler, son haftalarda İsrail ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını artırdı. Bu durum, bölgesel bir savaş riskini beraberinde getiriyor. Uluslararası toplum, tarafları itidal çağrısında bulunurken, Çin ve Rusya İran’a desteğini yinelerken, ABD’nin müttefiki İsrail ise saldırıları memnuniyetle karşıladı. Petrol fiyatları, haberlerin ardından yüzde 5’in üzerinde yükselerek varil başına 85 doları aştı. Küresel piyasalar, çatışmanın genişlemesi halinde enerji arzında kesinti yaşanabileceği endişesiyle tedirgin. Analistler, görüşmelerin başarısız olması halinde ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonları yoğunlaştırabileceğini, bunun da bölgeyi tam ölçekli bir savaşa sürükleyebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki bu yeni gerilim dalgası, Türkiye’yi hem güvenlik hem de ekonomi açısından yakından ilgilendiriyor. Türkiye, İran ile sınır komşusu olması nedeniyle olası bir sığınmacı akını, terör unsurlarının hareketlenmesi ve ticaret yollarının kesintiye uğraması gibi risklerle karşı karşıya. Özellikle Irak ve Suriye’deki gelişmeler, Türkiye’nin PKK ve DEAŞ ile mücadelesini zora sokabilir. Ekonomik boyutta ise Türkiye’nin enerji ithalatında İran’a olan bağımlılığı düşük olmakla birlikte, bölgesel çatışma petrol fiyatlarını yükselterek cari açığı baskılayabilir. Türkiye, bu krizde arabulucu rolü oynayarak hem kendi çıkarlarını korumak hem de bölgesel istikrara katkı sağlamak için diplomatik girişimlerini artırmalıdır.