ABD ile İran arasında Haziran ayında imzalanan mutabakat zaptına rağmen iki ülke arasındaki gerilim yeniden yükselişe geçti. Her iki taraf da karşılıklı olarak anlaşma hükümlerini ihlal etmekle suçluyor. Bu durum, başta nükleer program olmak üzere pek çok konuda yürütülen dolaylı müzakereleri ve bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Uzmanlar, yeniden başlayan suçlamaların Tahran ile Washington arasındaki güven bunalımını derinleştirdiğini ve diplomasiye zarar verdiğini belirtiyor.
Mutabakat Zaptı ve İhlal İddiaları
Haziran 2024'te Umman'ın arabuluculuğuyla imzalanan mutabakat zaptı, tarafların karşılıklı olarak nükleer faaliyetleri yumuşatmasını, yaptırımların bir kısmının hafifletilmesini ve bölgesel güvenlik konularında iş birliğini öngörüyordu. Ancak son haftalarda hem ABD hem de İran, anlaşmanın ruhuna aykırı adımlar attıklarını öne sürüyor. Washington, İran'ı uranyum zenginleştirme seviyesini yükseltmekle ve uluslararası denetimleri engellemekle suçlarken; Tahran, ABD'nin yeni yaptırımlar uyguladığını ve anlaşma kapsamında serbest bırakması gereken fonları bloke ettiğini bildiriyor. Her iki tarafın da suçlamaları, anlaşmanın sürdürülebilirliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran arasındaki bu yeni gerilim, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu'yu etkiliyor. Yemen'deki Husilerin desteklenmesi, Irak'taki Şii milisler, Suriye'deki varlık ve Lübnan Hizbullah'ı gibi dosyalar da bu çerçevede yeniden sıcaklık kazanıyor. İran'ın nükleer programa hız vermesi ihtimali, İsrail'i endişelendirirken; ABD'nin askeri yığınak yapabileceği söylentileri Basra Körfezi'nde tansiyonu yükseltiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Başkanı, iki tarafı da sağduyuya çağırırken, Avrupa Birliği arabuluculuk çabalarını artırıyor. Ancak şu ana kadar tarafların pozisyonlarında bir yumuşama görülmüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem ABD ile müttefik hem de İran'la sınır komşusu olarak bu gerilimden doğrudan etkileniyor. Ankara, nükleer bir krizin komşusu İran'da istikrarsızlık yaratmasından endişe duyuyor ve tansiyonun düşürülmesi için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Ayrıca, olası yaptırımların Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi, özellikle enerji ticareti açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, her iki tarafla da diyaloğunu koruyarak krizin yönetilmesinde kilit rol oynayabilir.