ABD ile İran arasındaki son gerilim dalgası, özellikle Yemen ve Irak'ta yaşanan çatışmaların ardından, bölgesel savaşın sonlandırılmasına yönelik uluslararası çabaları ciddi şekilde sekteye uğrattı. İki ülke arasındaki düşmanlık, diplomatik kanalların tıkanmasına ve askeri hareketliliğin artmasına neden olurken, bölge ülkeleri ve küresel güçler, tırmanan bu krizin kontrol altına alınması için yoğun bir mesai harcıyor. Uzmanlar, son gelişmelerin, özellikle nükleer müzakerelerin yeniden başlamasını ve bölgesel istikrarı sağlamayı hedefleyen girişimleri olumsuz etkilediğini belirtiyor.
Gerilimin arka planı: Yemen ve Irak'taki çatışmalar kritik eşikte
ABD ile İran arasındaki gerginlik, son haftalarda özellikle Yemen'de Husilere yönelik artan saldırılar ve Irak'ta İran destekli milis gruplarının ABD üslerine düzenlediği roket saldırılarıyla yeniden alevlendi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarına karşılık olarak Yemen'deki hedefleri vurduğunu açıkladı. Öte yandan, Irak'ta İran'a yakınlığıyla bilinen Kataib Hizbullah gibi grupların ABD askeri varlığına yönelik eylemleri, Washington'un Bağdat yönetimine baskı yapmasına yol açtı. Bu çatışmalar, iki ülke arasında 2020 yılında General Kasım Süleymani'nin suikastından bu yana en ciddi krizi oluşturuyor.
İran, ABD'nin Yemen'deki askeri operasyonlarını 'terörizm' olarak nitelendirirken, ABD ise Tahran'ı bölgesel istikrarsızlığın başlıca sorumlusu olarak suçluyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, kendi topraklarına sıçramasından endişe ettikleri çatışmaların sona ermesi için arabuluculuk çabalarını artırmış durumda. Ancak, hem Tahran hem de Washington yönetimlerinin sert söylemleri, diplomatik çözüm umutlarını zayıflatıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Nükleer müzakereler ve enerji güvenliği risk altında
ABD-İran geriliminin tırmanması, yalnızca Ortadoğu'da değil, küresel ölçekte de yankı buluyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği temsilcileri, iki ülke arasında doğrudan bir savaşın bölgeyi yakıp geçeceği ve küresel enerji arzını tehdit edeceği uyarısında bulunuyor. Hürmüz Boğazı'nda olası bir kapatma veya saldırı ihtimali, petrol ve doğal gaz fiyatlarında ciddi dalgalanmalara neden olabilir. Bu durum, özellikle enerji ithalatına bağımlı Avrupa ülkeleri ve gelişmekte olan ekonomiler için büyük bir risk oluşturuyor.
Diplomatik cephede, ABD'nin İran'la nükleer anlaşmayı (JCPOA) canlandırma çabaları, iki ülke arasındaki güvensizlik ve son askeri hareketlilik nedeniyle tıkanmış durumda. Tahran, uranyum zenginleştirme çalışmalarını sürdürerek nükleer programında ilerleme kaydederken, ABD yaptırımlarını artırma tehdidinde bulunuyor. Rusya ve Çin ise, İran'ın pozisyonuna destek vererek, Washington'a 'tek taraflı' politikaları nedeniyle eleştiriler yöneltiyor. Böylece, Ortadoğu'daki kriz, küresel bir güç mücadelesinin de parçası haline geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran geriliminin tırmanmasından doğrudan etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor. Komşusu İran'la olan sınırı, enerji bağımlılığı ve bölgesel ticaret hacmi, Ankara'yı bu kriz konusunda hassas kılıyor. Türkiye, son dönemde İran'la ilişkilerini dengede tutmaya çalışırken, NATO müttefiki ABD ile de stratejik bağlarını korumaya gayret ediyor. Gerilimin artması, enerji fiyatlarının yükselmesine ve Türkiye'nin enerji ithalat maliyetinin artmasına neden olabilir. Ayrıca, Irak ve Suriye'deki İran destekli güçlerin olası bir çatışmaya çekilmesi, Türkiye'nin terörle mücadelesini ve sınır güvenliğini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, Türkiye, hem diplomatik girişimlerle krizin yatıştırılmasını hem de enerji arz güvenliğinin garanti altına alınmasını öncelikli olarak görüyor.