ABD ile İran arasında yeniden alevlenen askeri gerilim, küresel petrol fiyatlarını Salı günü üst üste ikinci günde de yükseltti. Donald Trump'ın Tahran'a 'sert' vuruş yapma tehdidi, haftalardır süren görece sakinliğin ardından bölgesel bir çatışmanın genişleyebileceği endişelerini artırdı. Uluslararası piyasalarda Brent petrolün varil fiyatı yüzde 2'ye yakın artışla 62 doların üzerine çıkarken, ABD ham petrolü (WTI) de 58 doları aştı.
Gerilimin arka planı: Karşılıklı askeri hamleler
Son günlerde yaşanan gelişmeler, ABD ile İran arasındaki nükleer müzakerelerin durma noktasına gelmesinin ardından tırmanan karşılıklı suçlamaların devamı niteliğinde. Salı günü sabah saatlerinde ABD'nin İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki askeri faaliyetlerine karşılık olarak bölgeye ek savaş gemisi ve savaş uçağı gönderdiği açıklandı. Buna karşılık İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD donanmasına ait bir insansız hava aracını düşürdüğünü duyurdu.
Pentagon'dan yapılan açıklamada, İran'ın bu eyleminin 'uluslararası sularda seyrüsefer güvenliğine yönelik bir tehdit' olduğu belirtilirken, Başkan Trump'ın ulusal güvenlik ekibiyle acil toplantı yaptığı bildirildi. Beyaz Saray'dan sızan bilgilere göre Trump, İran'ın nükleer tesislerine yönelik 'önleyici bir saldırı' seçeneğini de masadan kaldırmadı. Ancak uzmanlar, böyle bir adımın bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği ve ABD'nin Orta Doğu'daki müttefiklerini doğrudan tehdit altına sokabileceği uyarısında bulunuyor.
İran tarafından yapılan açıklamalarda da ABD'nin 'psikolojik savaş yürüttüğü' savunulurken, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Tahran'ın meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu ifade etti. İran ayrıca, nükleer programı konusunda uluslararası toplumla yeniden müzakere masasına oturmaya hazır olduğunu ancak 'tehdit ve yaptırım diliyle' değil, 'saygı ve eşitlik temelinde' görüşebileceğini vurguladı.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol piyasaları ve jeopolitik riskler
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak küresel enerji güvenliğinin kalbinde yer alıyor. Bölgede yaşanan herhangi bir askeri hareketlilik, hem arz kesintisi riskini artırıyor hem de nakliye maliyetlerini yükseltiyor. Petrol fiyatlarındaki bu artış, küresel enflasyonla mücadele eden merkez bankaları için yeni bir baş ağrısı anlamına geliyor. Özellikle Avrupa ve Asya'daki büyük enerji ithalatçıları, yüksek pompala fiyatlarının ekonomik toparlanmayı zayıflatmasından endişe ediyor.
Uzmanlara göre piyasalar, İran'ın nükleer tesislerine yönelik potansiyel bir saldırıyı fiyatlamaya başladı bile. Enerji danışmanlık şirketi FGE'nin Orta Doğu masası analistlerine göre, böyle bir senaryoda Brent petrolün varil fiyatının 75-80 dolar aralığına yükselebileceği tahmin ediliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin üretim artırma kapasitesi ise kısa vadede bu yükselişi dengeleyemeyebilir. Rusya'nın da İran'a diplomatik destek vermesi, jeopolitik kutuplaşmayı daha da derinleştiren bir unsur olarak öne çıkıyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yapılan acil toplantıda ise ABD ve İran birbirlerini uluslararası hukuku ihlal etmekle suçladı. Rusya ve Çin, ABD'yi Orta Doğu'da gerilimi tırmandırmakla eleştirirken, Avrupa Birliği iki tarafa da itidal çağrısında bulundu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un devreye girerek Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian arasında dolaylı görüşme trafiği başlattığı öğrenildi. Ancak analistler, tarafların pozisyonlarındaki keskinleşme nedeniyle kısa vadede diplomatik bir çıkışın zor olduğu görüşünde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la komşu olması ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını ithal etmesi nedeniyle bu gerilimden doğrudan etkileniyor. Petrol fiyatlarındaki artış, Türkiye'nin enerji maliyetlerini yükselterek cari açık üzerinde baskı oluşturabilir ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilir. Aynı zamanda bölgede çatışmanın yayılması, sınır güvenliği ve göç akınları gibi riskleri de beraberinde getirir. Türkiye; hem NATO müttefiki ABD hem de komşusu İran ile diyaloğunu sürdürerek gerilimi düşürmeye yönelik arabuluculuk çabalarına odaklanmış durumda. İran nükleer krizinde daha önce oynadığı aktif rolü tekrarlama potansiyeli taşıyan Ankara'nın, hem enerji güvenliğini hem de bölgesel istikrarı önceleyen bir denge politikası izlemesi bekleniyor.