ABD ile İran arasındaki mücadele askeri alandan ekonomik dayanıklılık savaşına kayıyor. Trump yönetimi, Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı yaptırımlar ve deniz ablukası yoluyla artırırken, Hazine Bakanı Scott Bessent İran'ın potansiyel Çinli alıcılar için elinde yaklaşık 30 milyon varil ham petrol kaldığını açıkladı. Bloomberg News Orta Doğu muhabiri Dan Williams, Christina Ruffini'nin programına katılarak gelişmeleri değerlendirdi.
Yaptırımlar ve Ablukanın Arka Planı
ABD'nin İran'a yönelik ekonomik baskı stratejisi, nükleer anlaşmadan çekilme sonrası dönemde kademeli olarak sertleşti. Trump yönetimi, İran'ın petrol ihracatını hedef alan yaptırımları sıkılaştırırken, aynı zamanda deniz yoluyla yapılan sevkiyatları engellemeye yönelik abluka tedbirlerini devreye soktu. Hazine Bakanı Scott Bessent'in açıklamaları, Tahran'ın elinde kalan ham petrol stokunun yaklaşık 30 milyon varile kadar düştüğünü ve bu petrolün alıcılarının da büyük ölçüde Çinli şirketler olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, İran'ın en büyük petrol müşterisi konumundaki Çin'in ABD yaptırımları karşısındaki tutumunu daha da kritik hale getiriyor.
İran ekonomisi, yıllardır süren yaptırımlar nedeniyle zaten kırılgan bir yapıya sahip. Petrol gelirleri, ülkenin en önemli döviz kaynağı olmayı sürdürüyor. ABD'nin uyguladığı abluka ve yaptırımlar, İran'ın bu gelir kalemini ciddi biçimde kısıtlıyor. Uzmanlar, İran'ın elinde kalan 30 milyon varil petrolün, ülkenin birkaç aylık ihracat kapasitesine denk geldiğini ve bu stokun erimesi halinde ekonomik sıkıntıların daha da derinleşebileceğini belirtiyor. Ayrıca, Çinli alıcıların ABD yaptırımlarını delmek için çeşitli yöntemlere başvurduğu, ancak bu yöntemlerin giderek daha riskli hale geldiği ifade ediliyor.
Bloomberg News Orta Doğu muhabiri Dan Williams, konuya ilişkin değerlendirmesinde, ABD'nin bu stratejisinin İran'ı ekonomik olarak köşeye sıkıştırmayı ve nükleer programı konusunda taviz vermeye zorlamayı amaçladığını vurguladı. Williams, İran'ın ise direnç göstermeye çalıştığını, ancak artan baskının Tahran'ın manevra alanını daralttığını belirtti. Öte yandan, İran'ın yaptırımları aşmak için Asya ve Avrupa'daki bazı ülkelerle gizli ticaret yolları geliştirdiği biliniyor. Ancak ABD'nin ikincil yaptırım tehdidi, bu yolları da giderek daha maliyetli hale getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran geriliminin ekonomik boyuta kayması, Orta Doğu'daki güç dengelerini de doğrudan etkiliyor. İran'ın petrol ihracatındaki düşüş, küresel petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturabilir. Ancak ABD'nin kendi petrol üretimindeki artış ve diğer üreticilerin devreye girmesi, bu etkiyi sınırlayabilir. Yine de İran'ın Asya'daki müşterileri, özellikle Çin ve Hindistan, alternatif kaynaklara yönelmek zorunda kalabilir. Bu da küresel ticaret akışlarında değişikliklere yol açabilir.
Çin'in tutumu, bu denklemde kritik bir rol oynuyor. Pekin, ABD yaptırımlarına rağmen İran'dan petrol almaya devam ediyor ve bu ticaret için çeşitli mekanizmalar geliştiriyor. Ancak ABD'nin baskısı arttıkça, Çinli şirketler de riskten kaçınmak için daha temkinli davranabiliyor. İran'ın elinde kalan 30 milyon varil petrolün büyük bölümünün Çin'e gitmesi bekleniyor, ancak bu sevkiyatın ne kadarının gerçekleşeceği belirsiz. Ayrıca, İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin geleceği de bu ekonomik baskının sonuçlarına bağlı görünüyor.
Uluslararası toplum, ABD'nin İran'a yönelik tek taraflı yaptırımlarına mesafeli yaklaşıyor. Avrupa ülkeleri, yaptırımların etkisini hafifletmek için INSTEX gibi mekanizmalar kurmuş olsa da, bunlar İran ekonomisini rahatlatmaya yetmiyor. Rusya ve Çin ise ABD'nin yaptırımlarına karşı çıkıyor ve İran ile ticaretlerini sürdürme eğiliminde. Ancak pratikte, ABD'nin finansal sistem üzerindeki hakimiyeti nedeniyle birçok ülke İran ile iş yapmaktan çekiniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin ekonomik boyuta kayması, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı paylaşıyor ve enerji ithalatında İran doğal gazı önemli bir yer tutuyor. Yaptırımların sıkılaşması, Türkiye'nin enerji tedarikinde çeşitlendirmeye gitmesini zorunlu kılabilir. Ayrıca, İran üzerinden yapılan ticaret ve transit geçişler, bölgesel istikrar açısından kritik. Türkiye, hem ABD ile ilişkilerini hem de İran ile komşuluk ilişkilerini dengede tutmaya çalışıyor. Olası bir askeri çatışma veya ekonomik çöküş, Türkiye'nin güvenliği ve ekonomisi için risk oluşturur. Bu nedenle Ankara, diplomatik çözüm arayışlarını destekliyor ve yaptırımların insani boyutuna dikkat çekiyor.